Eğitim Alanları

Eğitim Alanları

Özel Öğrenme Güçlüğü

Özgül öğrenme güçlüğü (ÖÖG) bireysel olarak uygulanan standart testlerde, kişinin kronolojik yaşı, ölçülen zekâ düzeyi ve aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda; okuma, matematik ve yazılı anlatımın, beklenenin önemli ölçüde altında olmasıdır. ÖÖG görsel, işitsel, motor duyusal alandaki özürlerden, zihinsel gelişim geriliğinden, yaygın gelişimsel bozukluklardan, fırsat eksikliği, yetersiz öğrenim gibi okula ilişkin zorluklardan, kültürel etkenlerden, duygusal bozukluk ve iletişim bozukluğundan , çevresel etmenlerden ayırt edilmelidir.  Özgül Öğrenme Güçlüğü terimi, “disleksi” (okuma alanında güçlük), “disgrafi” ( yazı alanında güçlük) ve “diskakuli” (matematik alanında güçük) terimlerinin hepsini kapsamaktadır.

Özel öğrenme güçlüğü:

Doğuştandır.
Görme işitme sorununa bağlı değildir.
Zeka sorununa bağlı değildir.
Eğitimdeki aksamalar, sık okul değişikliği gibi nedenlere bağlı değildir.
Beyindeki bazı farklılıklar nedeniyle öğrenme süreçlerinden bir ya da birkaçında aksama olur.
Her çocuğun iyi olduğu ya da zorlandığı alanlar farklıdır.
Her çocuk kendine özgüdür.
Öğrenme bozukluğu eğer düşünülmezse kolaylıkla atlanılabilecek bir bozukluktur. Eşlik eden bozuklukların başında Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukuluğu (DEHB) vardır. Okuma bozukluğu olan çocukların -25’inde DEHB olduğu, DEHB olan çocuklarda ise % 10-60 oranında öğrenme bozukluğu olduğu bildirilmektedir. ÖÖG olan olan çocuklar kliniklere çoğunlukla okul başarısızlığı nedeniyle getirilmekle birlikte çok farklı bir klinik görünüm de sergileyebilmektedirler. Okul korkusu, somatik yakınmalar,  sosyal fobi, gece korkuları, konuşma bozuklukları gibi nedenlerle gelen çocuklarda öğrenme bozukluğu da düşünülmeli ve ayırt edilmelidir.

Neden Olur?

ÖÖG’nün nedeni kesin olarak bilinmiyor.  Olası nedenler:

Genetik / Kalıtım:

ÖÖG olan çocukların anne babalarında benzer sorunlar olma olasılığı normal popülasyondan 5-12 kat fazla.
İkizlerde ÖÖG olma ihtimali yüksek (tek yumurta ikizlerinde daha yüksek).
Kardeşlerde benzer sorunların olma olasılığı yüksek.
Tek bir genetik geçişten çok çok farklı genetik mekanizmalar sorumlu.
Beyindeki yapısal işlevsel farklılıklar:

Beyin her iki yanında işitsel algılama bölgesi (PT)var. Burada duyulan sesler görsel bilgiye dönüştürülüp anlamlandırılıyor. Bu bölge normal kişilerde solda daha büyük, disleksisi olanlarda her iki taraf eşit ya da sağda daha büyük. Okuma sırasında dil ve görsel algılama ile ilgili alanlarda daha az aktivasyon oluyor, kanlanma daha az. Okuma güçlüğü olan çocuklarda ses-harf ilişkisi bozuk. “c” harfini gördüğünde “c” sesini bulamıyor.

Belirtileri Nelerdir?

Özel öğrenme güçlüğü okul öncesi dönemde bazı belirtilerle kendini göstermeye başlar. Ancak bu dönemde kesin tanı konulması güçtür.

Okul öncesi dönem belirtileri:

Konuşmanın gecikmesi ve  diğer konuşma bozuklukları (kelimeleri doğru telaffuz etmekte güçlük, kelime dağarcığının yetersiz ve yavaş gelişmesi, bir şey anlatırken zorlanma, az konuşma)
Zayıf kavram gelişimi (Büyük-küçük, ince-kalın, üst-alt, iç-dış, önce-sonra gibi kavramları öğrenememe, karıştırma)
Yetersiz motor gelişim ( öz-bakım becerilerini öğrenmekte güçlük, düğme iliklemeyi öğrenememe, beceriksizlik (sakarlık), çizim veya kopyalamaya karşı isteksizlik
İlkokul dönemine ilişkin belirtiler:

Akademik başarı: Birçok alanda zeki görünmelerine karşın akademik açıdan başarısızlık yaşarlar. Başarı durumu değişkendir, bazı derslerde başarısı normal/normal üstü iken, bazı derslerde düşüktür) .
Okuma / Yazma Becerisi: Disleksisi olan çocuklar 1. sınıfta okumayı öğrenmede zorlanırlar ve gecikirler. Diğer sınıflarda ise okumaları hız ve nitelik açısından yaşıtlarından geridir. Bazı harflerin seslerini öğrenemez, harfin şekli ile sesini birleştiremez, kelimeleri hecelerken ya da harflerine ayırırken zorlanır, sınıf düzeyinde bir parçayı okuduğunda anlamakta zorlanır, başkasının okuduklarını daha iyi anlar. 1. sınıfta yazmayı öğrenmede zorlanırlar ve gecikirler. Bazı harf, sayı ve kelimeleri ters yazar ya da karıştırırlar. “Çok” yerine “koç”, “ev” yerine “ve”, “soba” yerine “sopa”,  b-d, m-n, ı-i, 2-5, d-t, ğ-g gibi.  Yazarken bazı harfleri, heceleri  atlar ya da harf/hece ekler, sınıf düzeyine göre yazılı imla ve noktalama hataları yapar, küçük-büyük harf, noktalama, hece bölme hataları, yazarken kelimeler arasında hiç boşluk bırakmaz ya da bir kelimeyi iki-üç parçaya  bölerek yazarlar. Yaşıtlarına oranla el yazıları okunaksız ve çirkindir, yavaş yazarlar, tahtadaki yazıyı defterine çekerken ya da öğretmenin okuduğunu defterine yazarken zorlanırlar.
Aritmetik Becerileri: Sayı ve matematik sembollerini öğrenmede güçlük çekerler. Bazı aritmetik sembolleri öğrenmekte zorlanır, karıştırırlar. Sınıf düzeyine göre çarpım tablosunu öğrenmekte geri kalırlar. Dört işlemi yaparken yavaştırlar. Problemi çözüme götürecek işleme karar veremezler, yaşına uygun seviyedeki matematik problemlerini yaparken otomatik olarak tepki vermekte zorlanırlar. 
Diğer alanlar: Sağ-sol, doğu-batı,kuzey-güney kavramlarını öğrenmede zorlanırlar. Zamana ilişkin kavramları (dün-bugün, önce-sonra, gün, ay, yıl, mevsim gibi) kavramlarını karıştırırlar. Hangi aydayız denilince salı, hangi mevsimdeyiz denilince şubat diyebilirler. Saati öğrenmekte zorlanırlar.
Haftanın günlerini, ayları, mevsimleri doğru saysa bile aradan sorulduğunda (cumadan önce hangi gün gelir, marttan sonra hangi ay gelir, haftanın dördüncü günü hangisidir gibi) yanıtlamakta zorluk çeker ya da yanlış yanıtlarlar.
Top yakalama, ip atlama, ayakkabı-kravat bağlama gibi işlerde yaşıtlarına oranla beceriksizdirler.  Sakarlık vardır, sık sık düşer, yaralanır, istemeden  bir şeyler kırarlar
Kendi başlarına çalışma alışkanlığı gelişmemiştir.  Öğrenme stratejileri eksiktir, nasıl çalışacaklarını, nasıl daha fazla bilgi edineceklerini ve öğrendiklerini nasıl hatırlayacaklarını bilemezler.
Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarda yukarıda söz edilen belirtilerin hepsinin bulunması gerekmez. Her çocuğun kendine özgü bir profili vardır.

Nasıl Tedavi Edilir?

ÖÖG yaşam boyu devam eden bir bozukluktur. Özgül Öğrenme Güçlüğünün tedavisi psikoeğitimdir. Bu eğitim okulda verilen eğitimden farklıdır. Çocuk normal bir okulda eğitimine devam ederken yanısıra bireysel ya da grup halinde özel bir eğitime alınır.

Bu uygulamalar içinde çocuğun gelişimini yetersiz kılan psikolojik sürecin ya da süreçlerin belirlenmesi ve düzeltilmesi gerekmektedir. Süreç öğretimi, görsel, işitsel, dokunma ve kinestetik algının geliştirilmesini, bu algılara ait ayrımlaştırma, dikkat ve bellek, ardışıklık yeteneklerinin arttırılmasını, motor koordinasyon becerilerinin geliştirilmesini içermektedir. Ayrıca fonetik farkındalığın arttırılması, dinleme, konuşma, okuma, yazma (dil) becerilerinin geliştirilmesi, kavram ve düşünme süreçlerinin gelişiminin desteklenmesi bu süreç eğitimi içinde yer almaktadır. Çeşitli algıları destekleyici ya da iyileştirici  bu çalışmalar, akademik becerilerin eğitimi ile birlikte verilmektedir.

Özgül öğrenme güçlüğünü ortadan kaldıracak bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Ancak bu sorunun yanısıra dikkat eksikliği aşırı hareketlilik, depresyon, kaygı bozukluğu gibi başka psikiyatrik bozukluklar eşlik ediyorsa bunların ilaçla tedavisi düşünülebilir.

Özel öğrenme güçlüğü olan çocukların anne babaları neler yapmalıdır?

Çocuğun güçlüğü kabul edin. Bunun beyindeki yapısal, işlevsel bir sorundan kaynaklandığını unutmayarak başarısızlığından dolayı çocuğu suçlamayın, yargılamayın.
Bu güçlüğü yenmesine yardımcı olarak terapötik eğitim ve psikiyatrik desteği sağlayın.
Eğitimde kazandığı becerileri evde çeşitli oyunlar ve etkinliklerle pekiştirin. Bu çocukların bir şeyi yaparak ve yaşayarak çok daha iyi öğrendiğini unutmayın.
Çocuğunuzun güçlüğü hakkında okulu ve öğretmenlerini bilgilendirin, işbirliği yapmaya çalışın. Özel öğrenme güçlüğünün eğitim yoluyla tedavisinin özel bir uzmanlık gerektirdiğini unutmayın. Bu yardımı sınıf öğretmeninden beklemeyin.
Yapacağı işler konusunda çocuğunuzu yüreklendirin, destekleyin. Kendini değerli bulması ve kendine güvenebilmesi için sizin ona bunu hissettirmeniz gereklidir.
Yapabileceği basit işlerden başlayarak onun zoru başarmada istekli olmasını sağlayabilirsiniz.
Başlangıçta çocuğunuz ile birlikte ders çalışmanız gerekebilir. Ona eşlik edin ama onun yerine ödevlerini yapmayın.
Evde ders çalışmak ebeveyn- çocuk ilişkisini yıpratmaya başladıysa yardımcı olabilecek lise mezunu ya da üniversite öğrencisi abla/ ağabeyden günlük ödevler için destek alabilirsiniz.
Okuması için ona örnek olun. Okuma saatleri planlayıp, başlangıçta 10 dakikalık oturumlar yapabilirsiniz.
Yüksek sesle okumasını isteyin. O okurken mutlaka siz de dinleyin.
Disiplin ve kurallar konusunda kararlı ve tutarlı olun. Çocuğun öğrenme güçlüğünün olması onun kuralları öğrenemeyeceği anlamına gelmez.
Eğitsel tedavi yavaş ilerleyen, uzun zaman sonra sonuçlarını alabileceğiniz bir tedavidir ( en az 6 ay). Bu nedenle sabırlı olun. Tedavi süresince halen yapamadığı şeylere odaklanmak yerine olumlu değişimleri görmeye çalışın ve çocuğunuzla bunları paylaşın.
Özel öğrenme güçlüğü olan çocukları diğer çocuklardan ayıran pek çok olumlu özellik vardır. Bunları keşfedin ve geliştirmelerine yardımcı olun. Einstein, Leonardo da Vinci, Edison, Mozart, Walt Disney, Robin Williams, Carl Lewis gibi özel öğrenme güçlükleri olan ama ilgi duydukları, yetenekli oldukları alanda başarıya ulşamış pek çok ünlü kişinin olduğunu hatırlayın.

Dil & Konuşma Bozuklukları

Dil ve konuşma birbirinden farklıdır. Dil, insanların birbirleriyle duygu ve düşüncelerini paylaşmak amacıyla kullandığı ortak kurallar sistemidir. Bir dil, yalnızca konuşma dilini akla getirmemelidir; yazı ve işaret kullanımı da bir dildir. Konuşma ise bu duygu ve düşünceleri içeren kuralların gerekli organlar yardımıyla fiziksel olarak üretildiği sistemdir.


Bir çocuk duygu ve düşüncelerini aktarmak için gerekli dilbilgisine sahip olabilir fakat konuşma organları (dil, dudak vb.) işlevini gerektiği şekilde yerine getiremediğinden konuşamayabilir. Diğer yandan, başka bir çocuk konuşma organları işlevini kusursuz yerine getirdiği halde dil gelişimindeki bir aksaklık nedeniyle konuşamayabilir, ya da her ikisi de aynı anda görülebilir.

Bir çocuk eğer başkalarının söylediklerini anlamakta (alıcı dil) veya duygularını, düşüncelerini yeterli düzeyde sözel olarak aktarmakta (ifade edici dil) güçlük yaşıyorsa o zaman bu bir dil bozukluğudur.

Diğer yandan eğer bir çocuk konuşma seslerini doğru veya akıcı bir şekilde üretmekte zorluk yaşıyorsa o zaman bu bir konuşma bozukluğudur.

! Dil ve konuşma sorunları çocuklarda birbirinden ayrı olarak veya birlikte de görülebilmektedir

Down Sendromu

Down sendromu, genetik bir farklılık sonucunda insanda 21. kromozom çiftinde bir fazla kromozomun bulunması sonucunda ortaya çıkar. Vücutta fonksiyonel ve yapısal değişiklikler gözlemlenir. Bu kişiler zihinsel kavramada eksiklik, kendine has yüz görünümü ve öğrenme güçlüğü ile karakterize edilir. İnsanlarda bulunan hücreler genlerden meydana gelmiştir. İnsanın taşıdığı fiziksel özellikler, kişilik yapısı genlerde yer alır. Genler ise kromozomlarla birbirine bağlıdır. Kromozomlar çiftler halinde kümelenmiş olup, 23 çift kromozom bulunmaktadır. Yani toplam 46 kromozom olmalıdır. Down sendromlu kişilerde bu sayı 47 tanedir. Buradan anlaşılacağı gibi hatalıktan ziyade, sadece genetik farklılıktan oluşan bir durum söz konusudur. Buna 800-1000 doğumda bir rastlanmaktadır. Annenin yaşının büyük olması en büyük etkenlerden biridir. Hamilelik sırasında ya da doğumda tanımlanabilen bir durumdur. Çocuklarda hafif veya orta şiddette zeka geriliği bulunabilir.

Down sendromunun fiziksel belirtileri nelerdir?

Kendine özel tipik yüz görünümü ile belirgindir. Bu insanlar normal kromozom sayısına sahip olsalar da görülen bir durum olsa da, diğer belirtiler rahatsızlığı tespit etmeye yardımcı olacaktır.
El ayasında normalde çift olması gereken avuç içi çizgisi tektir.
Epikantik katlanma nedeniyle badem şeklinde göz yapısının olması.
Palebral yarık olması.
Bu çocuklarda boy daha kısadır.
Basık kemerli burun yapısı görülür.
Karın yapısı gevşek ve bombelidir.
Elin beşinci parmağında esneklik, dirsekte yüksek döngü olması.
Düşük kas tonusu olması nedeniyle, bebeklerin başlarını tutamaması, yürüme zorlukları çekilmesi.
Ayak baş parmağı ve yanındaki parmak arasında büyük boşluk olması.
Sarkık dil yapısı olması halinde down sendromu düşünülmelidir. Bu belirtilerin hepsi bir arada olması gerekmemektedir. Fiziksel farklılıkların çoğu sağlık sorununa neden olmamakla birlikte, rahatsızlığın teşhisinde rol oynarlar. Uygulanacak tedavilerle fiziksel aktivitelerin rahat yapılması sağlanabilir.
Down sendromu bulunan çocuklardaki nörolojik farklar nedir?

Çocukların %80 inde bulunan kas gevşekliği nedeniyle oturma, yürüme, başlarını tutma gibi beceriler sonradan kazanılabilir. Çocuklarda olan öğrenme güçlüğü ancak bir yaşından sonra kendini belli eder. Bu çocuklar cümle kurmaya 2-3  yaşında başlayabilir. Bu yüzden özel eğitim almaları gerekir.

Down sendromu bulunan çocukların zeka gelişimleri nasıldır?

Bu çocukların zeka seviyeleri farklılıklar gösterebilir. Bebeklik çağlarında diğer çocuklar gibi olsalar da, ilerleyen yaşlarında sıkıntılar meydana gelecektir. Bu çocukların erken dönemde eğitim almaları, zeka düzeylerinde ve becerilerinde gelişmelere neden olur. Böylelikle yaşam seviyeleri artarak, normal bir yaşam sürecek seviyeye ulaşırlar. 

Down sendromu bulunan çocukların eğitimleri nasıl olur?

Öğrenme yetenekleri kısıtlı olan çocukların, topluma kazandırılması ve mutlu bir yaşam sürebilmeleri için, özel eğitime ve ilgiye gereksinimleri vardır. Verilecek eğitimin doğumla birlikte başlaması en idealidir. Eğitimin annede başlaması, çocuğun öğrenme yeteneğinin daha hızlı gelişmesine neden olmaktadır. Eğitim planlı ve programlı olarak, bilinçli bir şekilde yapılmalıdır. Bebekler iki aylık olduğunda fizik tedavi süreci başlamalıdır. Fizyoterapistler tarafından egzersizleri yapılmalı, evde günlük bakımları ailesi tarafından uygulanmalıdır. Bebeklerde bulunan kas gevşekliği fizik tedavi  ile aşılmaktadır. Bunun yanı sıra algılama becerisi kazanmaları için bir tedavi uygulanmalıdır. Bu çocuklar geç konuşacaklarından, erken zamanda dil terapisi uygulanmalıdır. Bu şekilde daha erken konuşmaları mümkün olacaktır. Bazı durumlarda geç konuşanlar olsa da, hiç konuşamayan çocukların sayısı oldukça azdır. 

Hamilelik döneminde down sendromunun teşhisi nasıl yapılır?

Gebelik döneminde yapılacak üçlü tarama testi, ikili tarama testi, ultrasonografi ve diğer testler sayesinde down sendromu teşhis edilebilir. Şüpheli durumlarda ileri tetkikler yapılabilir. Amniyosentez ve CVS ile kesin teşhis yapılır. Rahatsızlığın saptanması halinde aileye genetik danışmanlık verilmelidir.

Kas Hastalıkları ve Bedensel Yetersizlik

Bedensel yetersizlik; kas, iskelet ve eklemlerin işlevlerini yerine getirememesi durumudur.

Bedensel yetersizlik ve süreğen hastalıklar, tıbbi açıdan; kas-iskelet ve eklemlerde ortaya çıkan yetersizlikleri, hastalıklar ve kazalar sonucu sinir sisteminin zedelenmesini ve kronik sağlık problemlerini kapsamaktadır. 
Bedensel yetersizliği ve süreğen hastalığı olan çocuklar; bedensel sınırlılıklarından ya da sağlık sorunlarından dolayı okula devamları aksayan ya da öğrenebilmeleri için özel hizmet, öğretim ve donatım gereken çocuklardır.
Bu çocukların sınırlılıkları daha çok devinimle ilgili olduğundan, eğitimleri evde, hastane okullarında ya da özel eğitim okullarında olabilir. Bunun yanı sıra normal okullarda da eğitim görebilmektedirler.
Normal okulda eğitim görüyor olmak, engelli öğrenciye; sınırlılıklarını kabul etmeyi, erken yaşlardan itibaren yaşam sorunlarıyla baş etmeyi, çözüm yolları üretmeyi ve yetersizliği olmayanlarla yaşamayı öğretir. Diğer öğrencilere ise; bedensel engelin, çocuğun kişiliğinin sadece bir bölümü olduğunu,bunun yanında bedensel engelli arkadaşlarının daha pek çok olumlu özellikleri olabileceğini ve farklı bireylerle bir arada yaşamayı öğretir.
Böyle bir deneyim hem engelli birey hem diğer öğrenciler ve öğretmenler için insancıl ve ödüllendirici bir yaşantı olacaktır.

TÜRLERİ

Merkezi sinir sisteminin zedelenmesi sonucu ortaya çıkan engeller (Merkezi sinir sisteminin-beyin ve omuriliğinin zedelenmesi).Beyinsel İnme (Cerebral palsy-Kasıntılı beyin felci ),Epileptik nöbetler, Bel Kemiği Bozukluğu Felci (Spina bifida),Polio (Çocuk felci),Çoklu Sklerosis
Kas-iskelet sisteminin hastalıktan etkilenmesi sonucu ortaya çıkan yetersizlikler (Adale erimesi,düz tabanlık gibi.) 
Doğuştan oluşan bedensel yetersizlikler (Kalça çıkığı, kalp bozukluğu, doğuştan anne karnında gelişememe,uzuvlardan birinin olmaması gibi.)
Kazalar ve diğer hastalıklar sonucunda ortaya çıkan bedensel yetersizlikler (düşme, yanma, zehirlenme ve trafik kazası gibi.)
Değişik pek çok süreğen hastalık ( Kanser, tüberküloz, ateşli romatizma ve şeker gibi.) 

ÖZELLİKLERİ
Bedensel yetersizliği ve süreğen hastalığı olan çocuklara yönelik özel eğitim sürecinde; doktor,Fizyoterapist,psikolog,öğretmen ve aile işbirliği gerekir.
Bedensel yetersizliği olan çocuklar aynı zamanda öğrenme güçlüğü, konuşma bozukluğu ve uyum sorunları da gösterebilirler.
Çoğunlukla normal zeka düzeyindedirler.
Sıklıkla doktor takibi nedeniyle hastaneye gitmeleri gerektiği için okula devamsızlık sorunu yaşarlar.Bu ise okul başarısını olumsuz yönde etkileyebilir.
Bedensel yetersizliklerine yönelik ailenin ve çevrenin olumsuz tutumlarından dolayı öz güvenleri düşük olabilir.
Yine aynı nedenlerle sosyal etkileşim ve kişisel uyum sorunu yaşayabilirler.
Süreğen hastalığı olan çocuklarda gelecek kaygısı olabilir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite

DEHB, aşırı hareketlilik, dikkat sorunları ve istekleri erteleyememe(dürtüsellik) belirtileriyle ortaya çıkan bir psikiyatrik bozukluktur. Bu belirtiler sıklıkla 7 yaşından önce başlar ve çocuğun günlük yaşamını etkileyecek boyuttadır. Tanı için, bu belirtilerin akranlarına oranla daha şiddetli düzeyde olması gerekir.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu(DEHB)’nun Görülme Sıklığı Nedir?

Okul çağı çocuklarında görülme sıklığı %3–5 arasında değişmektedir. Türkiye’de her 20 çocuktan birinde DEHB olduğu düşünülmektedir. Erkeklerde kızlara oranla 2-6 kat daha fazla görülmektedir.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu(DEHB)’nun Belirtileri Nelerdir?

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocukların %20-30’unda sadece dikkat sorunları, %15’inde sadece hiperaktivite-dürtüsellik sorunları, %50-70’inde de, yani çoğunda, hem dikkat sorunları hem hiperaktivite-dürtüsellik sorunları görülmektedir. Aşağıda bu belirtiler ayrı ayrı belirtilmiştir:

Dikkat Eksikliği Belirtileri

1- Çoğu zaman dikkatini ayrıntılara veremez, okul ödevlerinde, işlerinde ya da diğer etkinliklerde dikkatsizce hatalar yapar.

2- Çoğu zaman üzerine aldığı görevlerde ya da oynadığı etkinliklerde dikkati dağılır.

3- Doğrudan kendisine konuşulduğunda çoğu zaman dinlemiyormuş gibi görünür.

4- Çoğu zaman yönergeleri izlemez ve okul ödevleri, ufak tefek işleri ya da işyerindeki görevlerini tamamlayamaz.

5- Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ve etkinlikleri düzenlemede zorluk çeker.

6- Çoğu zaman sürekli zihinsel çaba gerektiren görevlerden kaçınır, bunları sevmez ya da bunlarda yer almada isteksizdir.

7- Çoğu zaman üzerine aldığı görevler ya da etkinlikler için gerekli olan şeyleri kaybeder ( örneğin; oyuncaklar, okul ödevleri, kalemler, kitaplar ya da araç-gereçler ).

8- Çoğu zaman dikkati dış uyaranlarla kolaylıkla dağılır.

9- Günlük etkinliklerde çoğu zaman unutkandır.

Aşırı Hareketlilik ve Dürtüsellik Belirtileri

Aşırı Hareketlilik

1- Çoğu zaman elleri, ayakları kıpır kıpırdır ya da oturduğu yerde kıpırdanıp durur.

2- Çoğu zaman sınıfta ya da oturması gereken durumlarda oturduğu yerden kalkar.

3- Çoğu zaman uygunsuz durumlarda koşturup durur ya da tırmanır (Ergenlerde ve erişkinlerde öznel huzursuzluk duyguları ile sınırlı olabilir).

4- Çoğu zaman sakin bir biçimde oynayamaz ya da boş zamanlarını geçirme etkinliklerine katılamaz.

5- Çoğu zaman hareket halindedir ve sanki bir motor tarafından sürülüyormuş gibidir.

6- Çoğu zaman çok konuşur.

Dürtüsellik

1- Çoğu zaman sorulan soru tamamlanmadan cevabını yapıştırır.

2- Çoğu zaman sırasını bekleme güçlüğü vardır.

3- Çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer, örneğin, konuşmalara ya da oyunlara müdahale eder.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Neden Olur?

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda beynin ön bölümlerinde ve bu bölümle yakından ilişkili beyin yapılarında normallerden daha düşük kanlanma ve şeker kullanımı ve sonuçta da daha düşük aktivite olduğu bulunmuş. Beynin bu bölümünün kişinin kendini kontrol etmesi, dikkatin yoğunlaştırılması ve sürdürülmesi, isteklerini koşullara göre düzenlemesi ve planlama yapabilmesi gibi önemli görevleri vardır. Ancak bu yapısal ve işlevsel farklılığın neden meydana geldiği tam olarak bilinmemektedir.

 Bilimsel araştırmalar bozukluğun meydana gelmesinde kalıtımın büyük rolü olduğunu, %50–90 oranında etkili olduğunu göstermektedir. Yapılan ikiz çalışmalarında tek yumurta ikizlerinden birinde DEHB varsa diğer ikiz eşinde görülme olasılığının %80–90 olduğu bulunmuş. Bazı olası çevresel nedenler arasında gebelikte alkol, sigara, madde kullanımı ve annenin geçirdiği hastalıklar, doğum sırasında ve hemen sonrasında yaşanan sorunlar, çocuğun kafa yaralanması geçirmesi, kurşun zehirlenmesi sayılabilir. Bu çevresel etkenler tek başına DEHB meydana getirmeseler bile, DEHB için ailesel yatkınlığı olan bireylerde bu bozukluğun ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir veya şiddetini arttırabilir.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu(DEHB)’na Eşlik Eden Sorunlar Neler Olabilir?

1- Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu

2- Davranım Bozukluğu

3- Depresyon

4- Kaygı( Anksiyete ) Bozuklukları

5- Tik Bozukluğu

6- Özel Öğrenme Güçlüğü

7- Zihinsel Gerilik

8- İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu

9- Obsesif-Kompulsif Bozukluk

10- Uyuşturucu Madde Kullanımı

11- Otizm Spektrum Bozuklukları

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu(DEHB)’nun Seyri Nasıldır?

Toplumumuzda DEHB ile ilgili doğru bilgi sahibi olanlar azınlıkta olduğundan, “ Hareketli çocuk zeki çocuktur ”, “Enerjisi fazla geliyor, bırakın koşsun”, “Büyüyünce düzelir” şeklindeki yanlış inanışlar sorunun tanınmasını ve bir uzmana danışılmasını geciktirmektedir.

Yapılan çalışmalara göre DEHB olan çocukların %80’inin ergenlik dönemlerinde de bu bozukluğun belirtilerinin devam ettiği, bu çocukların %30-65’lik bölümünün ise erişkinlikte de DEHB belirtilerini taşıdıkları belirlenmiştir.

DEHB olan çocukların izlemlerinde ileriki yıllarda başka psikiyatrik sorunların da oluşma olasılığının sağlıklı kontrollerden çok daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bu çocukların yaklaşık üçte birinde ileriki yıllarda, alkol-madde kullanım bozukluğu, antisosyal kişilik özellikleri, depresyon ve kaygı bozuklukları görülmüştür.

Ayrıca eğitimle ilgili sorunlar belirgindir. Bu çocukların akademik performansları zamanla düşer ve okul devamsızlığı, sınıf tekrarı, disiplin cezaları gibi sorunlar ortaya çıkabilir.

Yine bu çocukların, ileriki yıllarda yasalarla ilgili daha sık sorun yaşadıkları ve daha fazla trafik kazasına yol açtıkları bulunmuştur.

Özetle DEHB basit, gelip geçici bir yaramazlık veya dikkat dağınıklığı olarak değerlendirilmemelidir.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu(DEHB)’nun Tedavisi Var mıdır?

      DEHB %80-90 oranlarında tedavi edilebilir bir bozukluktur. DEHB’nun tedavisinde sık olarak kullanılan yöntemler ilaç tedavisi, bireysel eğitim, anne-baba eğitimi, aile tedavisi ve grup tedavisidir. Bu tedavi yöntemlerinden hangilerinin kullanılacağının kararı kişinin bireysel özellikleri dikkate alınarak belirlenir.

       Bugüne kadar yapılmış olan bilimsel çalışmalar, ilaç tedavisinin en etkin tedavi biçimi olduğunu göstermektedir. İlaç tedavisine, diğer tedavi biçimlerinden uygun olanlarının eklenmesiyle daha iyi sonuçlar alınmaktadır.

       DEHB olan çocuklar tedavi görmedikleri zaman ergenlik ve erişkinlik dönemlerinde başka psikiyatrik bozukluklar açısından daha riskli hale gelirler. Bu psikiyatrik bozukluklar içerisinde, antisosyal davranışlar, alkol-madde kötüye kullanımı, depresyon ve kaygı bozuklukları en sık rastlananlardır.

Davranış ve Sosyal Uyum Problemleri

Davranış ve Sosyal Uyum Problemleri

YALAN

 Yaşantımızda yalanı hiç sevmediğimizden ve yalanın ne kadar kötü olduğundan bahsederiz. Ancak bazen karşımızdaki insanları kırmamak, bazen başkalarının hayranlığını kazanmak bazen de kendimizi savunmak için bir şekilde yalan söyleyebilirİZ

 Genel olarak yalan, başkalarını kandırmak ya da yanıltmak amacıyla söylenen sözlerdir. Çocuklarda 7 yaşından önce söylenenler yalan olarak kabul edilmez. Çünkü bu yaş dönemindeki çocukların inanılmaz bir hayal dünyaları vardır ve gerçekle gerçek olmayanı ayırt edemezler. Anlattıkları şeyler bazı ebeveynler tarafından yalan kabul edilir. Hâlbuki çocukların söyledikleri ve anlattıkları kandırma ve yanıltma amacı taşımaz.

 

Nedenleri;

 1. Baskıcı ve otoriter anne-baba tutumları.

 2. Anne-babanın olumsuz model olması.

 3. Ailenin, çocuğa üstesinden gelemeyeceği sorumluluklar yüklemesi.

 4. Aile kurallarının çok katı olması.

 5. Çocuğa şiddet uygulanması.

 6. Ailenin çocukla olan iletişiminin bozuk olması.

 7. Çocuğun sık sık eleştirilmesi ve başkalarıyla kıyaslanması.

 8. Çocuğun mükemmelliğe zorlanması.

 9. Çocuğun başkalarının hayranlığını kazanmak istemesi.. Örneğin; Arabaları olmadığı halde arkadaşlarına arabalarının olduğunu söylemesi gibi.

 10. Bazen de çocuğun özlemlerini dile getirmek istemesi.. Örneğin; Babası ölen bir çocuğun babasının seyahate çıktığını söylemesi.

 11. Çocuğa aşırı karışıldığı ve baskı yapıldığı zaman çocuk yalan söyleyebilir.

 12. Toplum içinde çok heyecanlanan bir çocuk, bildiği bir şiire bilmiyorum diyerek yalana başvurabilir.

 Yalan Konusunda Aileye Öneriler;

 Ø Eğer anne-baba olarak yalan söylerseniz, çocuğunuzda yalan söyleyecektir.

 Ø Çocuğunuza aşırı tepki göstermeyin ve ağır cezalar vermeyin. Aksi takdirde çocuğunuz cezadan kurtulmak için yalan söylemeye devam edecektir.

 Ø Çocuğunuza üstesinden gelemeyeceği sorumluluklar vermeyin.

 Ø Yumuşak ve hoşgörülü olun.

 Ø Kurallarınızı çocuğunuzun yaşamını fazla sınırlandırıcı ve baskıcı olabilecek şekilde koymayın.

 Ø Çocuğunuzu başkalarına karşı kullanmayın. Örneğin; Bir babanın telefon çaldığında kendisi için “yok” dedirtmesi..

 Ø Asla çocuğunuzu başkalarıyla kıyaslamayın.

 Ø Çocuğunuzla iletişiminiz olumlu olsun. Böylece çocuğunuz yalana başvurmak zorunda kalmaz. İsteklerini, beklentilerini, sıkıntı ve kaygılarını sizinle rahatça paylaşabilir.

 Ø Çocuğunuza kesinlikle “yalancı” etiketi yapıştırmayın. Aksi takdirde çocuk bu etiketin gerektirdiklerini yerine getirerek yalana devam eder.

 Ø Çocuğunuza doğruyu söyletmek için; "Doğru söylersen ceza vermeyeceğim" dedikten sonra, çocuk doğruyu söyleyince aşırı tepki vermek ya da şiddet uygulamak çocukta yalanı pekiştirir. Bu nedenle verdiğiniz sözleri yerine getirin ve çocuğunuzu cezalandırmayın.

 KÜFÜR

 İnsanların genellikle kızgınlık, öfke veya engellenmelerle karşılaştıklarında kullandıkları kötü kelimelere denir. Küfür, bazen insanlara beddua kelimeleri, bazen cinsel içerikli kelimeler, bazen kişinin zekâsıyla ya da hayvan isimlerini içeren kelimeler kullanılarak yapılır.

 Nedenleri;

 1. Anne-baba veya etrafındaki yetişkinleri model alması.

 2. Yetişkinlerin ilgisini çekme isteği.

 3. Büyüdüğünü ispat etme çabası.

 4. Kızgınlık ve öfke durumlarında.

 5. Küfür eden akranları arasında kabul görme isteği.

 Aileye Öneriler;

 Ø Çocuğunuza iyi model olun. Eğer siz küfür ederseniz çocuğunuzda eder.

 Ø Çocuğunuz küfrettiğinde kesinlikle şiddet ve tehdit kullanmayın.

 Ø Çocuğunuzun küfür etmesine tanık olduğunuzda birden aşırı tepki vermeyin. Bir süre duymazlıktan gelin.

 Ø Çocuğunuza kızgınlığını daha olumlu nasıl ifade edebileceğini öğretin. Yani küfürlü kelimelerin yerine uygun ve kabul edilebilir kelimeleri kullanmasını sağlayın. Kullandığında bunu pekiştirin.

 Ø Çocuğunuzun size karşı kızgınlığını ifade etmesine izin verin. Böylece gittikçe daha az küfürlü kelimeleri kullanacaktır.

 Ø Küfür içeren televizyon programlarından uzak tutun.

 Ø Çocuğunuzu resim, müzik, şiir, spor gibi uğraşlara yönlendirin.

 ÇOCUKTA TİKLER

 Tikler, vücuttaki herhangi bir kas grubunda yinelenen, istem dışı yapılan hareketlere denir. Genellikle iç gerginliğin dışa vurumudur.

 Tik Çeşitleri;

  - Göz kırpmak,

 - Kaş oynatmak,

 - Tuhaf sesler çıkartmak,

- Geniz ve gırtlak temizleme hareketleri,

- Ağız ve dudak hareketleri,

 - Boyun ve omuz hareketleri,

 - Burun çekmek ve burun kanatlarını oynatmak,

 - Hızlı hızlı nefes almak veya nefes tutmak,

 - Parmak çıtlatmak,

 - Baş oynatmak, baş sallamak gibi daha birçok tik vardır.

 Bazı çocuklarda bunlardan bir tanesi varken başka bir çocukta birden fazla tik görülebilmektedir.

 

 Nedenleri;

 1. Çocuğun yeterli ilgi ve sevgi görmemesi.

 2. Çocuktan bulunduğu gelişim döneminin üzerinde davranışların beklenmesi.

 3. Çocuğun anne-baba tarafından sürekli horlanması ve aşağılanması.

 4. Aile içi iletişimin bozuk olması.

5. Çocuğun başkasını taklit etmesi.

6. Çocuğun küçük yaşlardan itibaren yoğun korku, kaygı, tedirginlik yaşamış olması.

Tik Konusunda Ailelere Öneriler;

Ø Çocuğa karşı kesinlikle olumsuz ve sert tepkide bulunmayın.

Ø Çocukta tik görüldüğünde sürekli ikaz etmeyin. Aksi takdirde çocukta gerginlik artar ve tikler çoğalabilir.

Ø Çocuğunuzun tiki ile alay etmeyin ve eleştirmeyin.

Ø Çocuğunuzda tik görüldüğünde bir uzmana götürün.

Ø Çocuğunuzla iletişiminizi güçlendirin.

Ø Çocuğunuza yeterli ilgi ve sevgi gösterin.

Zihinsel Engelli Bireyler

Zeka; doğuştan var olan ve hayat boyunca deneyimlerle gelişen problem çözme gücüdür. Bu güçle insan kendisini ve çevresini anlar, olayları muhakeme eder, sonuçlar çıkarır ve uyumla hayatını devam ettirir.


Zihinsel Engellilik; doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrasında çeşitli nedenlere bağlı, genel zihinsel işlevlerde normallerden önemli derecede gerilik ve bunun yanı sıra uyumsal davranışlarda da yetersizlik gösterme durumu olarak tanımlanmaktadır.
Zihinsel engellilikte 3 temel özellik vardır:
1- Genel zeka işlevinin belirgin derecede ortalamanın altında olması.
2- Yaşadığı toplumdaki kendi yaş grubu ile kıyaslandığında toplumsal beceriler, sorumluluk, iletişim kurma, günlük beceriler ve kendi kendine yeterlilik gibi alanlarda geriliğin olması.
3-16 yaşından önce başlaması.
Konuşma, dikkat, bellek, düşünme gibi zihinsel işlevlerde belirgin bozukluk görülmekte olup, özellikte bellekte ve dikkatte görülen bozukluk belirgindir. Zihin engelliğinde, zihinsel işlevlerdeki bozukluğa eşlik eden bir durum ise uyumsal davranışlardaki yetersizliktir. Uyumsal davranışlardaki yetersizlik, bireyin kendi yaşından ve kültür grubundan beklenen kişisel bağımsızlık ve sosyal sorumluluklarını yerine getirememesi olarak ele alınmaktadır. Uyumsal davranışlara örnek olarak insanlarla iletişim kurabilme (dili anlamak), günlük yaşam aktivitelerini yapabilme (yemek yiyebilme, banyo yapabilme vb), akademik becerilerler de bulunma (okuma, yazma ve aritmetik işlemleri yapabilme) ve bir iş bulup çalışabilme örnek olarak verilebilir.

Zihinsel Engelliliği olan çocuklarda gelişmenin aşamaları örneğin konuşma, yürüme vb. yaşıtlarına göre belirgin derecede geç olmaktadır. Zihinsel engelliliğinin belirtileri doğumda ortaya çıkabileceği gibi, bazen de çocukluk döneminin sonunda kendisini gösterebilmektedir. Belirtilerin başlama zamanı zihinsel engelliliğine neden olan hastalığa bağlı olarak değişir. Hafif derecedeki zihinsel engelliliğinin tanımlanması ancak okul öncesi eğitim devresinde sosyal, iletişim veya akademik becerilerdeki yetersizlikle açığa çıkabilecektir.

ZİHİNSEL ENGELLİLİĞİN TEŞHİS VE DERECELENDİRİLMESİ

Zihinsel engelliliğin birçok belirtisi vardır. Örneğin zihinsel engelli bir çocuk:

• Oturma, kalkma, emekleme ve yürümeyi diğer çocuklardan daha geç olarak yapar.

• Daha geç konuşur veya konuşmasında sıkıntılar vardır.

• Öğrendiklerini çabuk unutur. Hatırlamada zorlukları vardır.

• Alışverişte, para hesabında zorlukları vardır.

• Sosyal kurallara uymada sıkıntısı vardır.

• Problem çözmede ve/veya mantıklı düşünmede sıkıntısı vardır.

Zihinsel engelliliğini tanımlamak üzere geliştirilmiş pek çok test vardır.

Zeka testi ile kişiden belli soruları cevaplaması ve bazı problemleri çözmesi istenir. Daha sonra test değerlendirilir ve kişinin zeka derecesi ölçülmüş olur. Uygulanan testlerin güvenilirliği birbirlerinden farklıdır.

Bu testler öz doğuşta var olan zeka yetisini değil deneyim ve öğrenimli, katkısı ile varolan zeka düzeyini ölçer. Dolayısıyla her zaman hata payı mevcuttur.

Uygulanan testten veya çevresel koşullardan kaynaklanabilen bu hatalar, test sonucunu etkiler.

Testin Çeşiti: Zeka testleri kullanıldıkları toplumun kültürel yapısına uygun olmalıdır.

Testi Yapan Kişi: Zeka testi deneyimli psikologlar tarafından yapılmalıdır.

Çocuğun Yaşı: Yaş büyüdükçe zeka testinin güvenilirliği artar. 6 yaşın altında uygulanan testlerde hata oranı daha fazladır. Daha küçük çocuklara gelişim testleri uygulanır. Bu testlerle çocuğun yaşına uygun konuşma, sosyalleşme, hareket ve becerileri kazanıp kazanmadığına bakılır.

Çocuğun test anındaki bio-psikolojik durumu: Teste uykusuz, yorgun, aç bir şekilde alman çocuktan normal per-formansını beklemek hatalı olur.

Doğumdan itibaren özellikle eğitimli ailelerde merak uyandıran konulardan biri çocuklarının zeka düzeyidir. Gelişim döneminde çocuğun hareketleri ve tavırları çevresindekilerce hep izlenir. Ve hatta zeka testi yaptırarak tatmin olma isteği duyarlar. Zeka testleri merak giderme veya bir şeyleri ispat etme aracı değildir.

Zihinsel engelliliğinin bir çok nedeni olabilir. Bilinen birçok faktöre karşılık halen zihinsel engelliliğinin %35'inde neden bilinmemektedir.

Kalıtımsal nedenler (Genetik, ailevi nedenler)

Zihinsel engelliliğinin yaklaşık %5'inin nedeni genetik yapıyla ilgili olabilir.

• Doğuştan metabolik bozukluklar. Örneğin: Fenilketonüri, Tay-Sachs hastalığı

• Kromozomal değişiklikler Örneğin: Down sendromu

• Diğer gen bozuklukları. Örneğin: nörofibramatozis, musküler distrofiler, tüberoskleroz

• Poligenik kalıtımla ilgili zeka geriliği.

Gebelikte ve doğum sırasında oluşan nedenler

Bugün A.B.D.'de 600 çocuktan birinin fötal-alkol sendromu denen annenin özellikle gebeliğin ilk üç ayında yoğun alkol alması ile meydana gelen durumdan etkilendiği bilinmektedir. Ayrıca uyuşturucu kullanmanın ve sigara içmenin de zihinsel engelliliğine benzer durumlar ortaya çıkardığı bilinmektedir. Annenin gebeliği döneminde geçirdiği bazı infeksiyon hastalıkları (kızamıkçık, toksoplazma, sitomegalovirus vb.) bebeğin zihinsel engelli olmasına neden olabilir. Annenin gebeliği dönemindeki yüksek tansiyonu, bebeğe giden oksijen miktarının azalması gibi bebekte beyin hasarına neden olabilir.

Zor doğumlar sonucunda oluşan beyin hasarları zihinsel engelliliğinin nedeni olabilir. Gebelikte gelişen nedenini tam olarak da bilemediğimiz hidrosefali ve mikrosefali gibi durumlara zihinsel engelliliği eşlik etmektedir.

• Anne karnındayken bebeğin geçirdiği enfeksiyon hastalıkları. Örneğin: toksoplazma enfeksiyonu.

• Annenin hamilelikte bilgisiz ve gereksiz ilaç kullanımı.

• Annenin hamilelikte zehirlenmesi.

• Annedeki beslenme bozuklukları.

• Annenin alkol kullanımı.

• Bebeğin anne karnında iken oksijensiz kalması

• Erken doğum.

• Bebeğin anne karnındaki beslenmesinde yetersizlik.

• Zor doğumlarda bebeğin doğum kanalından geçerken oksijensiz kalması ya da travmaya uğraması.

Doğum sonrası nedenler

Uygun şekilde tedavi edilmeyen bazı infeksiyon hastalıkları (boğmaca, kızamık, Hemofiliz infeksiyonlan vb.) zihinsel engelliliğinin nedeni olabilir. Beyin hasarının önemli nedenlerinden birisi beyini saran zarların veya beyinin kendisinin infeksiyonudur. Beyin travmaları da beyin hasarı ve zihinsel engelliliğinin neden olmaktadır.

• Merkezi sinir sistemi enfeksiyonları. Örneğin: Menenjit.

• Kafa travmaları. Örneğin: Yüksekten düşme.

• Havaleler.

• Yeni doğanın ağır sarılığı.

• Tiroid hormonu eksikliği

Çevresel Nedenler

İnciltilmiş veya ihmal edilmiş ya da normal gelişim dönemleri için ihtiyaçları olan fiziksel ve ruhsal ihtiyaçları karşılanamayan bebek ve çocuklarda geri dönüşümü mümkün olmayan öğrenme güçlükleri gösterebilmektedirler. Çevrede yaygın olarak bulunan (duvar boyalan, oyuncaklar, çeşitli konserve yiyecekler, trafiği yoğun bölgelerdeki hava kirliliğinden) kurşunun zehirlenmeleri de zihinsel engelliliğinin nedeni olabilmektedir.

Eğer çevredeki uyaranlar yetersizse çevresiyle etkileşim içinde bulunan çocukta yalancı zeka geriliği denen durum oluşabilir. Bu, çocuğa doğduğu günden itibaren gösterilecek sevgi, şevkat, ilgi ve eğitici yaklaşımın önemini ortaya koymaktadır.

Zihinsel engelliliğin toplumda ne kadar sıklıkta bulunduğunu ve de her yıl topluma ne kadar zihinsel engelli kişinin katıldığını hesaplamak son derece zordur. Çünkü, hafif dereceli zihinsel engelliliğinin tanısı çok zordur, bu genellikle kötü okul performansına dayanır. Bu nedenle hafif zihinsel engelliliğinin sıklığı yerleşim yerleri ve sosyal sınıflar arasında belirgin farklılıklar gösterir, doğal olarak da, mevcut olana göre ancak az sayıdaki olgu tanımlanarak belirlenebilir.

Zihinsel engelliliğinin toplum içindeki sıklığının belirlenmesinde bir diğer sorun da, her geçen gün yeni olgu gruplarının tanımlanarak ekleniyor olmasıdır: Örneğin Prader - Willi sendromu 1956'da, Rett sendromu 1966'da ve perinatal sitomegalovirus infeksiyonu 1970'lerde tanımlanmıştır.

Toplumda tüm özürlülerin onda birini zihinsel engellilerin oluşturduğu kabul edilmektedir. Yapılan araştırmalar toplumun (saptanabildiği kadarıyla) %1'inin, hafif olgularla beraber en az %3'ünün zihinsel engelli olduğunu göstermektedir. Tüm dünya üzerinde, 'orta ve hafif dereceli zihinsel engelliler'in alınması kaydıyla, en az elli milyon zihinsel engelli insan olduğu kabul edilmektedir ve 2025 yılına kadar bu engellilerin dörtte üçünün gelişmekte olan ülkelerde bulunacağı tahmin edilmektedir. Çünkü gelişmekte olan ülkelerde nüfus artışı hızlıdır; öte yandan, eskiden erken yaşta ölen bu çocukların artık ihtiyaçları olan hizmetlerin verilmeye başlamasıyla da yaşam süreleri uzatılacak ve sonuçta sayı artacaktır.

Yukarıda zihinsel engelliliğinin toplumdaki sıklığını belirlemede kullanılan teorik çan eğrisi hesaplamalarının aslında adaptive davranış becerilerin sıklığını ölçmekte çokta başarılı olmadığını bildiren çalışmalar da vardır. Baroff 1991 yılında toplumun %0.9'unun zihinsel özürlü olduğunu bildirirken, McLaren ve Bryson birçok epidemiyolojik çalışmanın sonucuna dayanarak tüm toplum tarandığında %1.25'inin zihinsel engelli olduğunu savunmuşlardır. Zihin engelliliğinin sıklığını ölçmek için kullanılan veri kaynağı okul kayıtları olduğunda ve özel eğitim hizmetlerinin planlanması için gereken hesaplamalarda ise hızlar gelişme gerilikleri, öğrenme zorlukları, otizm ve/veya zihinsel engelliliği kapsadığında %2.5'e kadar ulaşmaktadır. Zihin engelli bireylerin %89'unun hafif, %7'sinin orta ve %4'ünün de ağır düzeyde oldukları kabul edilmektedir.

Ülkemizde zihinsel engelli bireylerin sıklığını tam olarak bildiren veriler bulunmamaktadır. Ancak genel bir hesaplama ile, eğer toplumumuz için % l ve % 3 oranları geçerliyse - ki bu rakamın alt sınır olarak geçerli olmaması için hiç bir neden yoktur - yetmiş milyon nüfus için zihinsel engelli kişi sayısı 700 000; hafif ve bir kısım orta derecedeki (tanımlanma güçlüğü fazla olanlar) olgularla birlikte bu sayı en az 1 450 000 civarında olmalıdır.



1- Zeka engelliliğinin özgün olmayan korunması, toplumun genel sağlığını ve yaşam standartlarını geliştirmekle sağlanır. Zeka engelliliği için oluşturulacak koruma programları, genel sağlık plan ve programlarına entegre edilmelidir.

2- Anne ve çocukların beslenmesi üzerinde titizlikle durulmalıdır.

3- Gebelik, doğum ve doğum sonrası iyi bir bakım mental ve fiziksel sakatlığın görülme sıklığını azaltacağından, ana ve çocuk sağlığı çalışmalarında halka kaliteli bir hizmet sunulmalıdır.

4- İnfeksiyonların ve parazitik hastalıkların önlenmesi zeka engelliliğinin önemli derecede önlenmesine katkılarda bulunacaktır.

5- Kimyasal ve fiziksel zararlı etkenlerin zararlarından korunmak için çevreyi izlemek, koruma programlarının önemli bir bölümünü oluşturmalıdır.

6- Zeka engelliliğinin kaza nedenlerini azaltmak için, küçük çocuklar için uygun çevre ve ilkyardım hizmetlerinin geliştirilmesi önemlidir.

7- Zeka gelişimini artırmak için sosyal ve çevresel eğitim stimülasyonu esastır. Bunu başaramayan aileler için uygun gözlemcilerin sağlanması gerekir.

8- Genetik danışma, prenatal teşhis, erken tanı ve uygun tedavi genetik orjinli zeka engellliliğini önlemede önemlidir.

9- Yenidoğanda tarama testleri, yaşamın 3-5. günlerinde özel filtre kağıtlarına emdirilerek alınan ve belirli merkezlere gönderilen kapiller kan örneklerinde yapılmaktadır. Konjenital hipotroidi ile fenilketonüri açısından rutin olarak taranmakta ve test sonuçları pozitif olanlar kesin tanı için incelemeye alınmaktadır.

10. Koruma programları ülkenin gerçekleri göz önüne alınarak planlanmalı, sık görülen hastalıklara ve kaynaklara göre ayarlanmalar yapılmalıdır.

11. Zeka engelliliğinin nedenlerinin araştırılması için destek olunmalıdır. Ayrıca koruma programlarının etkisi ölçülmeli ve sürekli izlenmelidir.

Zihinsel engelliliği teşhis edilir edilmez, özürlünün tam bir tıbbi muayenesinin yanısıra aile, sosyal ve eğitim hayatıyla ilgili bilgiler aileden, okul ve hastane kayıtlarından elde edilmelidir.

Çocuklara günlük yaşam, kas kontrolü, iletişim ve sosyal yaşantı ile ilgili performanslarını ölçen testler uygulanmalıdır.

Günümüzde normal gelişim gösteren bireylerin olduğu kadar, gelişim geriliği olan bireylerinde eğitimine ve toplumsal yaşama olan katkılarına verilen önem giderek artmaktadır. Çeşitli önlemler alınarak engelliliğin oluşması engellenmekte veya en uygun şekilde rehabilite edilmektedir. Bu önlemlerin başında doğum öncesi dönemden başlayarak anne ve baba adaylarının bebeğin gelişimi ve eğitimi konusunda bilgilendirilmesi gelmektedir.

Bilgilenme, olası problemlerin ve bebeğin gelişmesindeki herhangi bir gecikmenin erken fark edilmesini ve erken eğitime başlanılmasını sağlamaktadır. Engelliliğin fark edilmesinde, tedavisinde ve en uygun eğitim hizmetlerinin verilmesindeki gecikmeler çocuğun eğitimden yeterince yararlanamamasına neden olmaktadır.

Uygulanan bu testler sonucunda çocukların herbirine kendisine uygun, bireyselleştirilmiş eğitim, 3-21 yaş arasında okul sistemi içinde verilmelidir. Eğitime ne kadar erken başlanırsa başarının o derece yüksek olacağı bilinmektedir. Bu çerçevede 3 yaş öncesinde erken görüşme programları, öneriler ve erken tedavi programları verilebilir. Birçok özürlü çocuğa okul eğitimleri sırasında yemek yeme, tuvalet temizliği becerileri kazandırılmaktadır. Konuşma eğitimi ve sosyal programların, spor aktivitelerin özürlü çocuğa yardımdaki rolü kaçınılamaz. Zihinsel engelliliğinin düzeyine bağlı olarak çocuğa bağımsız yaşama becerisi ve iş eğitimi erken adolesan döneminde verilmelidir. Orta ve hafif zihinsel özürlü olan bireylerin kendi kendilerine yetebilecekleri ve mutlu olabilmeleri mümkündür.

Zihinsel engelli çocuklara verilecek eğitimin planı çocuğun kişisel becerilerini artırmaya hedeflemelidir. Bu plan içerisine anne, baba, ideali her ikisi de alınmalıdır. Eğitim veren kurumların vazgeçilemeyecek elemanı özel eğitimcidir. Bunun dışında çocuğun gereksinimlerine göre fizyoterapist, çocuk hekimi, meslek terapisti, dil terapisti, psikolog, eğlence servisinin elemanları, taşımacılık eğitimi veren bireylerle, aile eğitimcileri bulunmalıdır.

Çocuklara okul eğitimlerinin dışında iki konuda da destek olunmalıdır: Bunlar biri sosyal aktiviteleri, diğeri de ilaç tedavisi olmalıdır.

Zihin engelli çocuklara sosyal yönden yapılacak destek, çocuğu tedavi edici ve daha sonra oluşacak olumsuzlukları önleyecek özelliktedir. Sosyal aktiveteler çok çeşitli olup, eğlence programları düzenleme, spor aktivitelerine katılma, yaş günü partileri yapma, hayvanat bahçelerine ziyaretlerde bulunma vb. bunlardan sadece birkaçıdır.

İlaç tedavisi zihinsel engelliğe veya gelişme geriliğiyle birlikte bulunan psikiyatrik durumlarda gereklidir. Bu durumlar şiddetli depresyon, obsesif-konvulsif hastalık, dikkat bozukluğu-hiperaktivite ya da psikiyatrik hastalıkların diğer formlarıdır. Özellikle epileptik hastalarda tedavinin düzenli olması hayati önem taşır.

Zihinsel engelli bireylerin ailelerine yardım da son derece önemlidir. Çünkü sıcak aile ortamının sağlanması zihinsel engelli bireylerdeki tüm potansiyeli açığa çıkaracak yegane yoldur. Ancak bu hedeflere ulaşabilmeleri için zihinsel engellilerin uygun yeterli eğitime, toplumsal, sosyal, aile ve bireysel desteğe ihtiyaçları vardır. Zihinsel engelli bir çocukla birlikte olmak aile için belki bir ömür boyu çok zorlu, sabırlı ve çoğu zaman tek başına mücadele etmek anlamına gelmektedir. Ailenin yaşadığı güçlüklerin en başında konu hakkındaki bilgi eksikliği gelmektedir. Psikolojik sebepler, çevre ile ilgili sebepler, ekonomik sebepler, eğitim ve sağlık kuruluşlarına ailenin ulaşabilme durumu, aile herhangi bir sosyal güvenlik şemsiyesi altında olsa bile (değilse güçlükler daha da artar) karşılanamayan giderler ile aileyi zaman zaman aşırı derecede sıkıntıya sokan toplumsal yalnızlık duygusuna kapılma vb. belli başlı problemlerdendir.
Unutulmamalıdır ki; ne yapılacağı kavramından veya tedavi kavramından anlaşılan, çocuğun normal zeka düzeyine erişmesini sağlamak değildir. Çocukta var olan potansiyeli en iyi şekilde kullanmasını sağlamaktır. Gerçekçi, sabırlı olunması gereklidir.

İşitme Engelli Bireyler

İşitme Kaybı: Bireyin işitme duyarlılığının onun gelişim, uyum özellikle de iletişimdeki görevlerini yeterince yerine getirememe halidir.


İşitme Engeli: Bir bireyin işitme eşik düzeyinin, herhangi bir frekansta odyogram

üzerindeki sıfır eşiğinden belirli derecede sapması bir işitme kaybı gösterir.

İşitme testi sonucunda belli bir bireyin aldığı sonuçlar kabul edilen normal işitme eşiklerinden belirli derecede farklı olup, bu kaybın derecesi bireyin dil edinmesine ve eğitimine engelleyici derecede ise işitme engelinin varlığından söz edilir.
İşitme Engelliler: İşitme engelinden dolayı özel eğitimi gerektiren kişiler işitme engellilerdir.



ERKEN TANININ ÖNEMİ
*Engelin erken tanılanması işitme engelli çocuğun psikolojik, sosyal, zihinsel gelişimi yönünden çok önemlidir.
*Çocuğun iletişim becerileri artar, sosyal uyumu gelişir.
*Ailenin çocuğun durumundan bir an önce haberdar olup, buna uyum sağlamasına yardımcı olur.
*Çocuğun eğitiminde kolaylık sağlar.
*Sağaltım açısından avantaj sağlar.
*İşitme cihazları erken takılır.
*Tedavide kolaylık sağlar.


İŞİTME ENGELİNİN NEDENLERİ NELERDİR?
İşitme engeli vakalarının %95’inin doğum öncesinde, doğumda veya çocuk dili kazanmadan önce, %5’inin ise çocuk dili kazandıktan sonra oluştuğu bilinmektedir. 
İşitme engelinin nedenlerini doğum öncesi, doğum anı ve doğum sonrası olarak sınıflandırabiliriz. 
• Doğum Öncesi Nedenler
• Doğum Anı Nedenler
• Doğum Sonrası Nedenler


İşitme Kaybının Nedenlerini Bilmenin Yararları
*Özrün oluş zamanı hakkında bilgi verir.
* Başka özürler getirip getirmediği hakkında ipucu verir.
* Nedenin doğru olarak değerlendirilmesi sorunun medikal ve eğitsel alanlarda ortaklaşa olarak gerekli olan işlemlerin yapılmasına temel oluşturur.


ÇOCUKLARDA İŞİTMEZLİK YARATAN RİSK FAKTÖRLERİ
*Çocuğun ailesinde işitme engelli olması.
*Annenin hamilelikte kızamıkçık olması.
*Annenin hamilelikte ya da doğum sırasında geçirdiği enfeksiyonlar.
*Hamilelikte zehirlenme ya da toksit ilaç kullanımı.
*KBB’ de formasyon bozukluğu, kulak kepçesi ya da kulak kanalına ilişkin anormallikler.
*Bebeğin 1500 gr.’dan az doğmuş olması.
*Yüksek düzeyde bilirubin seviyesinin olması.
*Doğum sonrası sarılık nedeniyle kan değişimi.
*Menenjit hastalığı geçirmesi.
*Yeni doğanda toksit ilaç kullanımı.
*Doğum sırasında ya da sonrasında ciddi solunum güçlüğü ya da solunum kaybı geçirmesi.


NOT: Bu kategorideki çocukların odyolojik değerlendirmeye alınması, doğumdan itibaren 2 ay içerisinde ve bazı durumlarda doğuştan olmayıp sonradan ortaya çıkabileceği düşünülerek periyodik aralıklarla çocuk izlenmelidir.



İŞİTME ENGELLİ ÇOCUKLARIN DİL GELİŞİMİNİ ENGELLEYEN FAKTÖRLER
*İşitme kaybının derecesi.
*Erken tanı, Çocuğun eğitimi, ailenin eğitimi ve çocuğun eğitime uyması.
*Özrün oluş zamanı.(dil öncesi, dil sonrası)
*Ailenin eğitim alması.
*Eğitim ortamının akustik olarak düzenlenmesi(sesin yalıtılması).
*Uygun ve doğru eğitim yaklaşımlarının kullanılması (gerek sınıf gerekse ev ortamında).
*Odyogram konfigürasyonu (yapılan ölçümlere göre konuşma seslerini alıp almadığı).
*İşitme cihazının takılma yaşı.
*Eğitime başlama yaşı.
*Kaybın tanılandığı yaş.



BUNLARI UNUTMAYINIZ!!!
*İşitme engelli çocukların çoğu normal zekaya sahiptir.İşitme güçlüğü zeka geriliğine değil öğrenme güçlüğüne sebep olur.
*İşitme engeli sözel dil edinimini etkiler.
*İşitme kayıpları erken tanılanabilir ve teşhis edilebilirse, tıbbi önlemler ve eğitsel hizmetler sağlanabilir.



Özel Özel Eğitim Kursları ve Rehabilitasyon Merkezleri
Özel özel eğitim kurumlarının ilki 1979 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’ ndan kurs statüsünde açılış izni alarak faaliyetine başlamıştır. Emekli Sandığı ve Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü’nün engelli çocuğu olan ailelere eğitim, tedavi ve rehabilitasyon yardımı vermeye başlamasıyla 1997 yılından itibaren özel özel eğitim kurumlarının sayısı hızla artmıştır.
Ülkemizde özel eğitim hizmetleri Milli Eğitim Bakanlığı, ve Üniversiteler tarafından yürütülmektedir. Halen hiçbir sosyal güvencesi olmasa bile bireyler Rehberlik ve Araştırma Merkezleri tarafından verilen Raporları karşılığında Bireysel ve grup eğitimi almaktadır.







Özel Özel Eğitim Kursları ve Rehabilitasyon Merkezlerinde Eğitim Sisteminin Amacı


Tüm çocukların gelişim süreçlerindeki olası sorunlarını çözmeye yardımcı olmak ve onlara gereksinim duydukları eğitim hizmetlerini sağlamaktır. Bu sistemin içerisinde bulunan özel eğitimin amacı ise, her hangi bir nedenle normal eğitimin gereklerini yerine getiremeyen bireylere eğitimde fırsat eşitliği sağlamaktır. Bunu gerçekleştirebilmek için ülkemizde özel eğitimle ilgili olarak, özel eğitime gereksinim duyan bireylerin tanılanması ( tıbbi ve eğitsel tanılama ), sınıflandırılması ( zihinsel, görme, işitme, ortopedik, süreğen vb...), özel eğitim kurumlarının kurulması ve denetlenmesi ile özel eğitim programlarının engel türlerine göre hazırlanması ve/veya mevcut programların uyarlanmasına yönelik çalışmaların sürdürüldüğü görülmektedir.
Engelli bireylere hizmet vermek amacıyla açılan kurumlar bireysel eğitim, grup eğitimi, eğitimci eğitimi, aile eğitimi, sınıf eğitimi gibi konularda birden fazla engel türüne yönelik özel eğitim hizmeti vermektedir. Bu eğitimler okullarda tam gün, özel özel eğitim kurumlarında ise seanslıdır.


İŞİTME ENGELLİ ÇOCUĞU OLAN AİLELERİN İZLEMESİ GEREKEN SÜREÇ

İşitme engelli çocuğu olan aileler hastanelerden işitme engeliyle ilgili aldıkları raporla oturdukları yere en yakın Rehberlik ve Araştırma Merkezlerine başvururlar. Rehberlik ve Araştırma Merkezinde işitme engelli çocukların eğitsel durumlarıyla ilgili olarak inceleme raporları düzenlenmektedir. Rehberlik ve Araştırma Merkezince gerekli bilgiler düzenlenerek yerleştirme için İl/İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne gönderilmektedir. Yerleştirme İlköğretim ve Özel Eğitim Yönetmeliklerine göre yürütülmektedir. Okul yönetimlerinin bu konudaki tutumları İl/İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce takip edilmektedir.





İŞİTME NASIL GERÇEKLEŞİR?
İnsan, beş duyusu vasıtasıyla algılayabildiklerini beyninde yorumlayarak anlamlandırır. İşitme duyusu da insanın çevresini algılamasına yardımcı olan, çevresindeki canlılarla iletişimini sağlayan bir duyudur. İnsanlar arasındaki iletişim, bir konuşan, bir dinleyen ve ikisi arasındaki anlaşmayı sağlayan bir aracı ile gerçekleşir. Ses açısından ele alınacak olursa bu olay verici, alıcı ve ses dalgaları şeklinde ifade edilebilir.

Şekil 1 İşitmenin Gerçekleşmesi
Konuşanın zihnindekiler, beyinden verilen komutla ve konuşma organlarınca dil seslerine dönüştürülerek açığa vurulduktan sonra dinleyenin işitme organları aracılığıyla beyne ulaşır ve burada çözümlenerek konuşanın açıklamak istediği düşüncenin oluşması sağlanmış olur.
Kulağın Yapısı Nasıldır?
Kulak, dış kulak, orta kulak, iç kulak (koklea) olmak üzere üç bölümden oluşur. 

Şekil 2 Kulağın yapısı
Dış kulak; Kulak kepçesi, dış kulak kanalı ve kulak zarı olmak üzere üç kısımdan oluşur. Kulak kepçesi kıkırdak bir yapıdan oluşur ve havada yayılan titreşimleri toplayarak dış kulak kanalına iletmek ve ayrıca sesin yönünün belirlenmesine yardımcı olmak görevini gerçekleştirir. Dış kulak kanalı, bir kalem çapında, hafif eğimli bir kanaldır. Ses titreşimlerini tınlatarak ve gelen sesi bir miktar güçlendirerek kulak zarını titreştirir. Bu şekilde ses titreşimleri orta kulağa iletilir. Kulak kanalının iç kulağa yakın kısımlarında kulağı dış etkilerden koruyacak tüycükler ve bu tüycüklerin dibinde de kulak sıvısı salgılayan bezler vardır. Salgılanan bu kulak sıvısı kanalın ve kulak zarının kurumasını önler. Kulak zarı ise, dış kulak kanalında ses dalgalarının oluşturduğu basınç değişikliği ile titreşerek, orta kulaktaki kemikçikleri harekete geçirir.
Orta kulak; Kulak zarı ile başlar ve oval pencere ile sona erer. Kulak zarı ve iç kulak arasında mekanik bir iletim sağlar. Orta kulağın dış kulak ve boğaz ile bağlantısı vardır. Burada mekanik iletimi çekiç, örs, üzengi adı verilen kemikler sağlar. Orta kulak, dış kulaktan iç kulağa giden akustik enerjinin miktarını çoğaltmak ve iç kulağı aşırı yüksek seslerden korumak görevini gerçekleştirir. Ayrıca burada bulunan, burun ve boğaz boşluğuna açılan, orta kulağın dışarıdaki hava ile bağlantısını sağlayan östaki borusu ise dış ve orta kulak arasındaki basıncın dengelenmesini sağlar.
İç kulak; Oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Temel olarak iki sistemden oluşur. Vestibüler sistem, denge olayı ile ilgili sistemdir. Koklear sistem ise ses titreşimlerinin sinir uyaranlarına dönüştüğü yerdir. Orta kulaktaki son kemikçik oval pencere adlı zarı titreştirir ve bu titreşimle koklea (salyangoz) içindeki koyu kıvamlı sıvı harekete geçerek sinir uçlarını uyarır. Kulağın en hassas kısmı olan ve binlerce tüylü hücreden oluşan bu bölgenin farklı yerleri farklı frekanslardaki seslere karşı duyarlıdır. Kokleadaki sinir uçlarının uyarımıyla ses beyne iletilir.
Şekil 3 Kulak
İşitmenin gerçekleşebilmesi için; 
a) Sesin olması,
b) Sesin kulağa ulaşması,
c) O sesin insan kulağının alabileceği frekans ve 
şiddet sınırları içinde olması, 
d) Sesin kulaktaki dış, orta ve iç bölümleri aşması, 
e) Sesin işitme merkezine ulaşması ve merkezce 
algılanması gerekmektedir.
Bu işlevlerden birinin aksaması işitme yetersizliğini ortaya çıkarabilmektedir.


SINIFLANDIRMA
İşitme Engelinin Derecesine Göre Sınıflandırma


-10dB-15dB Normal İşitmede bir problem yoktur.
16dB-25dB Minimal Bazı sesleri (çağlayan sesi, yaprak hışırtısı gibi) duymada ve ayırdetme de güçlüğü vardır.
26dB-30dB Hafif Konuşma seslerinin bazılarını duyabilme güçlüğü vardır. Fısıltı ile konuşulanları duyamaz.
31dB-50dB Orta Karşılıklı konuşmaları anlamada güçlük çeker.
51dB-70dB Orta-ileri İşitme cihazı olmadan konuşmaları anlayamaz ve takip edemez.
71dB-90dB İleri Konuşma seslerini duyamaz. Sadece çevredeki şiddetli sesleri duyabilir.
91dB ve üzeri çok ileri konuşma seslerini duyamaz. Çok yüksek şiddetteki sesleri duyabilir.
Tablo 1 İşitmenin Sınıflandırılması
Çok ileri derecede işitme kaybı olan ve işitme cihazı kullanması zorunlu olan bireyler “sağır”, hafif ve orta derecede kaybı olan bireyler ise “ağır işiten” bireyler olarak tanımlanmaktadırlar.



İşitme Engelini Oluş Zamanına Göre Sınıflandırma
İşitme engelli çocuklarda genel olarak işitme engelinin oluş zamanına göre iki tür işitme kaybı görülür. İşitme kaybı çocuk dili kazanamadan ortaya çıkmışsa dil öncesi işitme kaybı, dili kazandıktan sonra ortaya çıkmışsa dil sonrası işitme kaybından söz edilir. 
İşitme Engelini Oluş Yerine Göre Sınıflandırma
Çocuklarda genel olarak oluş yerine göre beş tür işitme kaybı görülür.
İletim Tipi İşitme Kaybı: Dış kulak veya orta kulağı etkileyen bir durum sonucu, sesin iç kulağa iletilememesi sebebiyle meydana gelen işitme kaybıdır. Sesin algılamasında değil, sesin iletiminde bir sorun vardır. Orta kulak boşluğunda sıvı birikmesi sonucu oluşan orta kulak iltihabı, kulak kiri birikmesi, kulağa sokulan yabancı cisimler, işitme kanalının şişmesi, yapısal anomali gibi durumlar iletimsel işitme kaybının sebepleri olarak sayılabilirler. Kulağı radyo sistemi olarak düşündüğümüzde, iletimsel kayıplarda, mikrofon (dış kulak) ya da iletici (orta kulak) kısımlarının mükemmel olarak çalışmaması söz konusudur. Genellikle bu tür işitme kayıplarında, tıbbi müdahale ve uygun cihazlandırma ile olumlu sonuçlar alınabilir.
Duyusal-Sinirsel Tip İşitme Kaybı: İç kulak ve iç kulaktan beyne giden sinirlerin zedelenmesi sonucu meydana gelen işitme kaybıdır. Bu tip kayıplar iletim tipi işitme kayıplarına göre genellikle daha ağır ve kalıcıdır. Enfeksiyonlar, genetik etkenler ya da ilaç kullanımı duyusal-sinirsel işitme kaybının sebeplerindendir. Bu tür kayıplarda radyo sistemi benzetmesini düşündüğümüzde alıcının iyi çalışmaması söz konusudur. Mikrofon sesi alır ve iletici sesi ileterek görevini yerine getirir, ancak iç kulak sesi alamaz ve görevini tam olarak yerine getiremez.
Karma Tip İşitme Kaybı: Bu tip işitme kayıpları hem iletimsel hem de duyusal-sinirsel işitme kaybı türlerinin bir arada görülmesidir.
Merkezi Tip İşitme Kaybı: Merkezi sinir sisteminde meydana gelen bir zedelenme sonucu ortaya çıkan bir işitme kaybıdır. Dış ve orta kulak görevini yapar, iç kulak ve işitme sinirleri normal çalışır, fakat merkezde bir bozukluk vardır. Bu hasar bireyin sesleri algılamasını ve sese anlamlı bir şekilde tepki göstermesini engeller.
Psikolojik İşitme Kaybı: İşitme organlarının yapısı ve işleyişinde bir bozukluk olmadığı halde işitme gerçekleşmez. Bu gibi durumlar psikolojik işitme kaybı diye adlandırılır. Bunun histerik sağırlık, psiko-somatik sağırlık diye adlandırıldığı da olur. Çocuklarda psikotik durumlarla, yetişkinlerde psiko-nevrozla birlikte görülebilir. Psikolojik işitme kaybı çoğunlukla aniden oluşur.
Yukarıda adı geçen tüm işitme kaybı çeşitleri ilaç tedavisi veya cerrahi müdahale ile tedavi edilemez ise, geriye kalan tek çözüm işitme cihazıdır. Her tür ve her derecede işitme kaybı için uygun olan bir işitme cihazı mutlaka vardır.


İşitme Engelinin Nedenleri Nelerdir?
İşitme engeli vakalarının %95’inin doğum öncesinde, doğumda veya çocuk dili kazanmadan önce, %5’inin ise çocuk dili kazandıktan sonra oluştuğu bilinmektedir. 
İşitme engelinin nedenlerini doğum öncesi, doğum anı ve doğum sonrası olarak sınıflandırabiliriz.


Doğum Öncesi Nedenler:
• Hamilelik döneminde annenin geçirdiği enfeksiyon veya hastalık (özellikle kızamıkçık, kabakulak, sarılık ...)
• Hamilelik döneminde annenin röntgen çektirmesi
• Hamilelik döneminde annenin ototoksit ilaç ve alkol kullanımı
• Hamilelik döneminde geçirilen kazalar
• Kan uyuşmazlığı
• Genetik faktörler
• Akraba evliliği


Doğum Anı Nedenler:
• Doğum sırasında meydana gelen komplikasyonlar (kordon dolanması, oksijensiz kalma ...)
• Düşük doğum ağırlığı
• Erken doğum
• Bebekte kan değişimini gerektiren sarılık
• Doğum sırasında baş, boyun ve kulakta görülen zedelenme


Doğum Sonrası Nedenler:
• Orta veya iç kulak yapılarında zedelenme
• Çocukluk hastalıkları (havale, menenjit, kızamıkcık, kızıl...)
• 3 aydan fazla süren kronik orta kulak iltihabı (otit)
• Çocukluk yaralanmaları (kafatası kırıkları, çatlakları, baş veya kulaklara şiddetli darbe, çok yüksek sese maruz kalma ve zarar verecek şekilde kulağa sokulan cisimler)
Bunlara rağmen işitme yetersizliğinin nedeninin bilinemediği durumlar da vardır.


Yaygınlık
Ülkemizde işitme engellilerin sayısı kesin olarak bilinmemektedir. Uluslararası bazı oranlar kullanılarak genel nüfus ve çağ nüfusları içindeki yaklaşık sayılar bulunabilmektedir. 1990 genel nüfus sayımına göre 0-6 yaş grubunda 64.988, 7-14 yaş grubunda 68.400, 15-18 yaş grubunda 30.780 olmak üzere 164.168 çocuk ve gencin işitme engelli olabileceği tahmin edilmektedir. Bu sayı az değildir. Bu çocukların aile ve yakınları da bundan etkilenmektedir. Önlem alınmadığı, oranlar aynı kaldığı sürece nüfusumuz arttıkça işitme engellilerin sayısı da artacaktır. Bu sorunun üstesinden gelebilmek için alınması gereken önlemler işitmenin korunması konusunda açıklanmaya çalışılmıştır.


Türkiye’de İşitme Engellilerin Eğitimi
Ülkemizde işitemeyenler alanındaki ilk eğitim çalışmalarının 1889 yılında İstanbul’da Ticaret Mektebi içinde okul müdürü Grati Efendi tarafından açılması ile başladığı kabul edilmektedir. Fransız sağırlar eğitimi esas alınmış, daha sonra 1926’ da kapatılarak öğrencileri İzmir Sağırlar Okuluna devredilmiştir. 1923 yılında açılmış olan İzmir Sağırlar Okulunu 1944’de İstanbul ve diğer iller izlemiştir. Ankara’da 1953 yılında işitmeyen çocuklar için bir “Özel Eğitim Ana Okulu” açılmış fakat bir yıl sonra kapanmıştır.
Ülkemizde, 1951 yılından itibaren işitme engellilerin eğitimi Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülmektedir. 1986-1987 ders yılı sonu itibarı ile Türkiye’de 26 Sağırlar Okulu, İki Ağır İşitenler Okulu bulunmaktadır.
Ülkemizde işitme engelliler için açılmış olan eğitim kurumları arasında en yaygın hizmet veren kurum, öğrencilerin çoğu yatılı olan Sağırlar Okullarıdır. Bunun dışında yine Bakanlığa bağlı ve gündüzlü olarak klinik tipi hizmet veren Rehberlik ve Araştırma Merkezleri bulunmaktadır. Bu kurumlar dışında Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinde, Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi Meslek Yüksek Okulunda, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde ve Çapa Tıp Fakültesinde, ayrıca Anadolu Üniversitesi İşitme Engelli Çocuklar Eğitim ve Araştırma Merkezinde olmak üzere, klinik tipi ve/veya okul tipi hizmet veren çeşitli eğitim kurumları ve çeşitli eğitim uygulamaları görülmektedir.
Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Sağırlar Okulu ve Yetiştirme Yurtları için Milli Eğitim Bakanlığı, okul program ve yönetmeliklerinde sözlü iletişim yöntemini ana yöntem olarak kabul etmiştir.
Engelli çocuklar, kurumlara yerleştirilip eğitim almaya başladıklarında, pek çok eğitimci çocukların eğitiminde yetersiz kalabileceklerini ve yalnız başlarına sorunlarla baş edemeyeceklerini ve çocuğa yeterli düzeyde destek olamayacaklarını düşünürler. Bu düşünce ise eğitimcilerin, diğer meslek grupları ile etkileşiminin ve işbirliğinin zorunlu olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Diğer bir söylem biçimi ile, bu alandaki farklı mesleklerdeki bireyler birbirlerine ihtiyaç duymaktadır.
En ideal çalışma şekli; bu meslek gruplarının çocuğu ve aileyi farklı açılardan inceleyip tanıması, değerlendirmesi ve bir eğitim planının çizilmesi için bir araya gelerek görüş alış-verişinin yapılmasıdır.
Planlanan eğitim modelinin uygulanıp, sonuçlarının birlikte tartışılarak yeni planların yapılması hedeflenen başarıyı artıracaktır.


İşitme engelli çocukların eğitiminde şu uzmanlar görev almalıdır.
Özel Eğitimciler (İşitme Engelliler Öğretmenleri)
Hekim ve Odyolog
Psikolog ve Psikolojik Danışma ve Rehberlik Uzmanları
Çocuk Gelişimi ve Eğitimcileri 


İŞİTME ENGELLİLERİN EĞİTİMİNDE YÖNTEM VE TEKNİKLER
İşitme özürlü çocukların bu özürlerine bağlı olarak görülen ayrıcalıkları daha çok iletişim kolaylıklarındaki kayıplardır. Bu bakımdan işitme özürlülerin eğitimlerinde iletişim becerileri kazandırmak ön plana çıkmaktadır. Bunu sağlayabilmek için kullanılan yöntemler üç kümededir.

Bunlar ; Sözlü (oral ) yöntem, İşaret (manual ) yöntem , Tüm iletişim yöntemidir. Sözlü iletişim yöntemiyle tüm iletişim yönteminin uygulanmasıyla tüm iletişim yönteminin birleştiği yanları çoktur. Bizim okullarımızda sözlü iletişim yönteminin uygulanması yönetmelik ve program gereğidir .Bu bakımdan burada çocuğu çevresinde konuşulan dili daha iyi anlar ,konuşarak meramını anlatabilir hale getirmek için uygulanan sözlü iletişim yöntemlerinin belirli kısımları üzerinde durulacaktır. Bunlar işitme eğitimi, dudaktan anlama, konuşma eğitimi ve ses eğitimidir. 



İşitme eğitimi : İşitme eğitimi çocuğun işitme kalıntısını en iyi biçimde kullanılabilir hale gelmesini sağlamak için yapılan etkinliklerdir. Akustik eğitimi ,ses eğitimi diye adlandırıldığıda olur. Fakat giderek eğitimciler işitme eğitimi deyimini daha çok kullanmaktadırlar.Çevremizde çok değişik sesler vardır. İşitme duyarlılığı normal olanlar bu seslerin farkındadır ve sesleri birbirinden ayırt edebilmektedir. İşitme özürlü olanlar bu seslerden özürlerinin ağırlık derecesine bağlı olarak yararlanma olanağından yoksun kalmaktadır. Onların bu eksikliğini eğitim yoluyla azaltmaya İşitme eğitiminde çocuğa kazandırılacak ses ayırdetme becerisi üç kümede toplanabilir. Kaba sesler,müzikal sesler,konuşma sesleri. 
Kaba sesler diye adlandırılan çocuğun her gün evde,okulda, sokakta duyacağı seslerdir. Gök gürültüsü,rüzgar sesi, yaprak hışırtısı, hayvan bağırtıları gibi doğada oluşan seslerle makine alet ve araçtan çıkan seslerdir. 
Günlük yaşantımızda, radyo, televizyon, pikap gibi araçlar yoluyla yayılan müzik önemli bir yer tutar olmuştur. Çocuk konuşma dilimizdeki ünlü, ünsüz sesleri birbirinden ayırdedebilir hale gelince konuşmaları daha iyi anlar ve bu sesleri kendisi daha doğru çıkarabilir hale gelir. Konuşma seslerini çocuk değişik ortamlarda ayırdedebilir hale gelmelidir. Devamlı sessiz ortamda yapılan işitme eğitimiyle bazı sesleri ayırtedebilir duruma gelen çocuk biraz gürültülü bir ortamda aynı seslerle karşılaşsa ayırdetme güçlüğü çeker. Günümüzde de gürültü ile savaştan ne denli söz edilse de ortam giderek gürültü ortamı olmaktadır. Çocuğu bu doğal koşullara göre eğitmek gerekir. 


İşitme eğitimi yapılırken uyulması gereken bazı kurallar ve ilkeler vardır.

Bunlar: 
İşitme özürlü diye bilinen her çocukta bir işitme kalıntısı vardır ve ondan yararlanılabilir.
İşitme kaybı ne denli fazla olursa olsun her çocuk işitme eğitimine alınmalıdır. 
İşitme eğitimine olanakların el verdiği oranda erken başlanmalıdır.
İşitme eğitimini planlanması ve uygulanmasında bireyselleştirmeye özen gösterilmelidir. Birbirinin aynısı işitme eğrisi veren çocuk bulmak güçtür. Böyle olsa dahi bu iki çocuğun diğer etmenlerden ötürü işitme eğitiminden yaralanma dereceleri farklı olacaktır. Bunu yeterince dikkate alabilmek için çocuğun iyi tanınması gerekir. İşitme ölçümleri belirli aralıklarla yinelenmeli, işitme eğrileri yinelenmelidir. 
İşitme eğitiminin kulak yoluyla yapılması temel sayılırsa da diğer duyularla desteklenmesinde yarar vardır. 
İşitme eğitiminin küçük çocuklarda oyun biçiminde, yaş ilerleyip okula başlayınca ünite ve diğer okul çalışmalarına bağlı olarak ele alınıp yürütülmesinde yarar vardır. 
İşitme eğitiminde çocuklara genellikle okul, öğretmen ya da bir yetişkin tarafından planlanan seslerin verilmesi olağan ise sıra çocuklara kendi istedikleri sesleri dinleme,duyma fırsatı verilmelidir. Hatta bu bazen yaratılmalıdır. 
Çalışmaları önceleri doğa ya da araç seslerini ayırdetme biçiminde başlanmalı sonradan konuşma seslerine geçilmelidir. 
Doğal seslerden en iyi biçimde yararlanma fırsat ve olanakları kollanmalıdır. Bir uçağın ani geçişi tren korna sesi, gök gürültüsü, zil çalması, rüzgar esmesi, çaydanlığın kaynaması, ustaların tıkırtısı, her türlü makinadan çıkan seslerin oluştuğu anda yararlanılması yararlı olur. 
Seslerden doğal olarak yararlanma olanağı bulunmadığından ki her zaman olmayabilir, sesin depolama özelliğinden yararlanılmalıdır. Ses kayıtları

bu amaçla biriktirilmeli, yeri geldiğinde kullanılmalıdır. 
Yardımcı işitme araçlarından yararlanılmalıdır. Hangi çocuğun hangi tür işitme aracından yararlanabileceği ilgili uzmanlar saptar .Fakat bunun okulda, merkezlerde en verimli biçimde kullanılmasında uzman ve öğretmenin görevi büyüktür. 
Yardımcı araç çok bol kullanılmalıdır. Teyp, pikap, trompet, davul, tef, zil, boru, kaval, maşa düdük, piyano, diapozon, megafon, mikrofon, steteskop, video vb. araçlar burada sayılabilir. 
İşitme eğitimi etkinlikleri, okullarda önceleri ayrı bir etkinlik olarak ele alınmalıdır. Sonraları çalışmalar ünitelere ve diğer derslere bağlantılı olarak yürütülmelidir. 


Dudaktan Anlama: Dudaktan anlama, sözlü iletişim durumunda işitme özürlünün işitme duyusu desteği dahil olmak üzere kaynağın konuşmasını , onun ağız, yüz devinimleriyle jestlerinden anlamasıdır. 


İşitme Engellilerde Teknoloji
İşitme Engelliler Okullarında da eğitim ve öğretim teknolojileri kullanılmaktadır. Teknolojiden yararlanılmaktadır. Bunların yanı sıra işitme engelli çocuklar için kullanılan cihazlarda bulunmaktadır.
Geçtiğimiz çeyrek yüz yıl içinde teknolojide meydana gelen gelişimler sonucu konuşma sesleri frekanslarını kapsayan daha güçlü bireysel işitme cihazları geliştirilmiştir. İşitme cihazlarındaki bu hızlı gelişimin yanı sıra odyolojideki gelişimler sonucu erken bebeklik döneminde güvenilir işitme testlerinin uygulanabilmesi bu erken yaşta bebeklere uygun işitme cihazlarının takılabilmesini kolaylaştırmaktadır. Teknolojik gelişim yapay kulak cihazlarında da gelişimler sağlamıştır. Teknolojideki gelişim eğitim için kullanılan cihazlarda da görülmüştür.


Neden İşitme Cihazına İhtiyaç Duyulur?
İnsanlar konuşmayı ve anadillerini çevresinde duyduğu konuşma seslerini anlamlandırarak edinirler. Çocukların konuşma ediniminde işitmenin çok önemli bir rolü olduğu yadsınamaz. Anadilin ve konuşmanın ediniminde erken çocukluk dönemi, bir başka değişle yaşamının ilk üç yılı en kritik evreyi oluşturmaktadır. Doğuştan ya da dil ediniminin bu önemli döneminde konuşma seslerini yeterince veya hiç duymayan çocuklarda, konuşmaya dayalı dil edinimi ve konuşma becerileri, işitme kaybının derecesine göre sınırlanacaktır. Bunun sonucunda işitme engeline sahip olan çocukta işitme kaybı derecesine göre iletişimsel ve eğitsel sorunlar ile karşı karşıya kalacaktır. Bundan dolayıdır ki erken yaşta işitme kaybının tanısının konulabilmesi ve cihazlandırmanın erken yapılabilmesinin yanı sıra uygun eğitim ortamlarının ve yaşantılarının sağlanması, işitme engelli çocukların ileriki yaşantılarının ve eğitimlerinin kalitesinin artmasına neden olacaktır. 
İşitme engelli çocukların eğitiminde konuşmayı öğretmeyi ön planda tutan yaklaşımlar, işitme engelli çocukların işitme kalıntısının en iyi şekilde kullanılmasına önem vermektedirler. Bu amacın gerçekleştirilebilmesi için işitme engelli çocuğun işitme kaybına uygun, doğru ayarlanmış ve kaliteli işitme cihazları ile işitme kaybı tanısı ile işitme kaybı tanısı konur konmaz donatılması gerekmektedir. Uygun ve erken yaşta işitme cihazıyla donatılan işitme engelli çocuklar doğal dil yaşantıları sağlayan bir ortamda, normal işiten çocuklara benzer bir biçimde konuşmaya dayalı ana dillerini ve konuşmayı edinebileceklerdir. Ancak konuşmaya dayalı dil gelişimleri işitme kayıplarının derecesine, işitme kaybını edindikleri yaşa, cihazlandırma yaşına ve benzeri nedenlere bağlı olarak gecikebilecek ya da hiç edinilemiyecektir.
Geleneksel işitme cihazları, belli frekanslardaki özellikle konuşma seslerinin yoğunlaştığı 500 Hz. ile 8000 Hz. arasındaki sesleri yükselten ve işitme engelli bireyin kulağına yine ses dalgaları olarak ulaştıran elektronik cihazlardır.
Özellikle duyu sinirsel tip işitme kayıplarında, geleneksel işitme cihazları sesleri yükselten cihazlar olup, işitme kaybını tamamen ortadan kaldıran yani tedavi eden cihazlar değildir. İşitme cihazlarının sesi yükseltme özellikleri, işitme kaybı derecesindeki çeşitliliklere ve ders sırasında uygulanan eğitim teknikleri göz önüne alınarak farklı amaçlar için kullanılmak üzere bir çok değişik tipte işitme cihazı geliştirilmiştir.


İşitme Cihazı Türleri
İşitme cihazları kullanım amaçlarına göre ya da sesi işitme engelli bireye ulaştırma biçimine göre de sınıflandırılabilirler. Bunun yanı sıra eğitim amaçlı kullanımına ve bireyin kendine ait, rahat taşınabilir olmasına göre sınıflandırılabilmesi gibi.
I. Sesi ulaştırma biçimine göre:
1. Geleneksel işitme cihazları
2. İçkulak protezleri ( Koklear İmplant )
II. Kullanım yeri ve amaçlarına göre:
1. Bireysel işitme cihazları
Cep tipi işitme cihazları
Kulak arkası işitme cihazları
Gözlük tipi işitme cihazları 
Kulak içi işitme cihazları
Kanal içi işitme cihazları
2. İşitme eğitim cihazları ( İşitme engelli çocukların kişisel ve grup dil derslerinde kullanılabilen işitme cihazları ).
Geleneksel grup işitme eğitim cihazları
Kişisel işitme eğitim cihazları
Telsiz sistemler


Kulak Arkası Cihazlar
Bu cihazlar, kulak kanalına yerleştirilmiş kulak kalıpları ile kulak arkasında taşınabilme özelliği nedeni ile kulak arkası işitme cihazı diye adlandırılmıştır. Tüm işitme cihazlarında bulunması gereken mikrofon, hoparlör, amplifikatör ve kontrol üniteleri aynı gövde içine yerleştirilmiştir. Yükseltilmiş ses cihazın gövdesine yerleştirilen hoparlör tarafından boynuza ( ton hook ) oradan yumuşak hortumla kulak kalıbı ile kulak kanalı ile kulak kanalına yollanmaktadır. Kulak arkası cihazlar, küçük ve estetik olmaları nedeniyle cep tipi cihazlara göre daha çok rağbet görmektedirler. Geçtiğimiz yıllar içinde bu cihazlar, elektronikteki gelişimler sonucu daha da küçülmüştür ve daha yüksek kazançta, daha kaliteli ses üretilebilmektedir. Bunun sonucunda da hafif dereceden çok ileri dereceye kadar olan işitme kayıplarında kullanılmaktadır. Ancak öncelik estetik kaygıdan daha ziyade işitme engelli çocuğun konuşma seslerini en sağlıklı bir biçimde algılayabilmesini sağlamak olmalıdır. İşitme engelli çocuk için en yararlı cihazın saptanması çok önem taşımaktadır ki bu cihazların yardımı ile çocuk konuşma seslerini algılayabildiği kadarıyla ana dilini ve konuşmayı edinebilecektir.
Kulak Arkası İşitme Cihazının Bölümleri
19 Kulak Arkası İşitme Cihazı
1.Güç kaynağı ( Pil ) 
2.Açma-Kapama düğmesi Şekil 
3.Ses yükseltici (Amplifikatör)
4.Mikrofon
5.Hoparlör
6.Ses kontrol düğmesi
Kulak Arkası İşitme Cihazlarının Kullanımında Karşılaşılan Sorunlar:
 İşitme cihazlarında olması gereken tüm aksamın küçük bir kasa içinde toplanması nedeniyle kontrol üniteleri çok küçük olup küçük çocuklar ve el koordinasyonu yeterince gelişmemiş kişiler tarafından kullanılması zor olmaktadır.
 Küçük cihazlar oldukları için özellikle küçük yaşlardaki çocuklarda düşüp kaybolma olasılığına karşın, cihazın bir iple bağlanıp giysilerin omzuna çengelli iğneyle tutturulmasında fayda vardır.
 Hoparlör ve kulak kalıbının birbirine çok yakın olmaları nedeniyle akustik dönüt yani ötme sesi boynuzdaki ya da hortumdaki en ufak çatlakta veya iyi monte edilmemesi sonucunda ortaya çıkabilmektedir. Bunun yanı sıra kulak kalıbındaki en ufak yapım hatası ya da kalıbın eskimesi de bu ötme sesine neden olmaktadır. Bu sorunların ortadan kaldırılabilmesi için günlük cihaz kontrollerinde cihazın bu parçaları dikkatli bir şekilde incelenmeli ve gerekli parçalar hemen değiştirilmelidir.


Kulak İçi İşitme Cihazı
Bu cihazlar kulağın konka bölgesine yada kulak kanalı içine yerleştirilirler. Bu cihazlarda bir işitme cihazında olması gereken tüm aksam kullanıcı için özel yapılan kalıp içine yerleştirilmiştir. Bir başka değişle mikrofon, amplifikatör, pil ve hoparlör kalıbın içine monte edilmiş olup kordon, boynuz hortum gibi aksamların kullanılmasına gerek kalmamaktadır. Amplifikatörü oluşturan elektronik devrelerin çok küçük bir alana sığdırılma zorunluluğu bu cihazlarının güçlerinin özellikle cep tipi cihazlara göre daha sınırlı olmasına neden olmaktadır. Hafif kayıplarla ileri derecedeki işitme kayıplarında kullanılabilmektedir. Bazı görüşlere göre cihazın mikrofonu kulak kanalının girişinde olması nedeniyle, bir başka değişle sesin kulağa girdiği, doğal yere çok yakın olmasından dolayı yön tayini daha rahat yapılabilmektedir. Ancak kulak kirinin daha çabuk toplanmasına neden olmaktadır. 

Şekil 23 Kanal İçi İşitme Cihazı
Şekil 24 Kanal İçi İşitme Cihazının Kulak İçindeki Görünümü


İşitme Engelli Bireyin Cihazındaki Bir Şikayetinden Dolayı Servise Başvurmadan Önce Yapılması Gereken Kontroller
Şikayet Nedenleri Çareler

*Hiç Ses Gelmiyor Akü ya da pil bitmiştir. Akü ya da pili değiştirin 
Akü ya da pil ters takılmış olabilir (+) işareti aynı yönde takın
Kablo kopmuştur. Kabloyu değiştirin.
Kulağa giren hortumun içi buharlaşma yapıp, küçük bir damla hortumu tıkamıştır. Hortumu iyice kurutun.
Cihaz kapalıdır veya Açıp/Kapama anahtarı T durumundadır . Anahtarı –M- konumuna getirin.
Meme ya da kalıbın uç kısmı kulak kirinden tıkanmış olabilir. Meme kalıbı yıkayın, kurutup yerine takın.
*Ses Kesik Kesik Geliyor Akü ya da pil zayıflamıştır. Taze akü ya da pil takın.
Kablo kopmuştur. Değiştirin.
*Islık Sesi Geliyor Meme ya da kalıp tam olarak oturmamıştır. Meme ya da kalıbı iyice oturtun
Kablo kopmuştur Değiştirin.


Cihaza Alışma Sürecinde Uzmanlarca Önerilen Yöntemler
İşitme cihazına alışma yaşa, işitme kaybının derecesine, süresine ve işitme cihazını kabullenme isteğine bağlı olarak kişiden kişiye değişir. Cihaza alışma pratik, sabır ve zaman ister;fakat sonuç sevindiricidir. Cihaza alışma sürecinde uzmanlarca önerilen yöntemler şunlardır;
Bu alışma süresinde hasta rahatsız olursa cihazı çıkarıp 1-2 saat ara vermelidir. Her gün bir gün evvelden biraz daha fazla süreyle cihaz kullanılması önerilir. İşitme cihazına tam olarak alışmak için 1-1,5 ay yeterlidir. Unutulmaması gereken işitme cihazı sadece konuşmayı değil, çevredeki tüm sesleri hastaya duyuracaktır. Zaman içinde unutulmuş olan bu sesler ilk günlerde hastayı rahatsız edebilir.


Alışma Süreci

1. ve 3. günler; 
• İşitme cihazı ilk bir hafta sadece evde kullanılmalı 
• Cihaz takıp rahat duyulabilecek şekilde ayarlanmalı 
• Evde dolaşıp, değişik sesler dinlenmeli (Gazete hışırtısı, hapşırma, öksürme saat, telefon zili gibi) 
• Kişi kendini sinirli veya yorgun hissederse cihazı kapatıp ara vermeli. Bir müddet sonra cihaz tekrar takılmalı. 
• Kişi yüksek sesle gazete veya kitap okuyup kendi sesini kontrol etmeli.
• Sadece TEK KİŞİ ile konuşup, konuşanın yüzüne bakarak ve sonra da bakmadan konuşulanı anlamaya çalışılmalı. (başlangıçta konuşan kişinin yüzüne bakmak anlamayı kolaylaştırır.)

4. ve 7. günler;
• Evde günlük işler yaparken cihaz takılıp, değişik sesler dinlenmeli (kapı çarpması, su kaynaması, çamaşır makinesi, elektrikli süpürge gibi) ve bu seslere alışılmaya çalışılmalı 
• Hasta duyduğu sesin kaynağını bulmaya çalışmalı (trafik sesi mi?, süpürge sesi mi?) 
• Hastaya TV’ de haberleri izlemesi önerilir.

2. Hafta; 
• Hasta işitme cihazını günde en az 5 saat takabilir. 
• 3-4 kişilik konuşma gruplarında cihazını kullanmaya başlayabilir. 
• Hastadan ayırt etmekte zorlandığı kelimelerin listesi istenir (örneğin Hastane-Postane, Taş-Yaş, Kuş-Koş gibi). Hastadan bu listeyi bir yakınına okutması (ilk önce dudaklara bakarak daha sonra gözlerini kapatarak) ve tekrar etmesi istenir. 
• Artık dışarı çıkıp tabiattaki sesleri dinlemelidir. 
• Hasta konuşmalar sırasında anlamadığı bir şey olursa, sözü tekrarlatmayı isteyebilir. 
• İkinci haftada artık cihazı tiyatro, sinema, bale gibi kalabalık ortamlarda kullanabilir. 
• Hasta kalabalık ortamlarda mümkün olduğunca bir kişiyle konuşmaya çalışmalıdır 
• Artık hasta cihazını daimi takabilir.


Bireysel İşitme Cihazlarının Bakımı Ve Kontrolü
İşitme cihazları hassas elektronik araçlar oldukları için, zaman zaman arızalanmaları ya da performans kayıplarının ortaya çıkması kaçınılmazdır. İşitme engelli çocukların eğitimlerinin aksamaması ve işitme kalıntılarını en iyi bir biçimde kullanabilmeleri, işitme cihazlarının onların uyanık oldukları ayarlarda kullanılmasına bağlıdır. Bu nedenle, evde ya da okulda işitme cihazlarının her gün ilk iş olarak bakımının ve kontrolünün yapılması çok büyük bir önem taşımaktadır.


İşitme Cihazlarının Kontrolü
Öncelikle işitme cihazının ana gövdesi ve hoparlörü görsel olarak kontrol edilir.
Gövdede çatlak ya da kırık varsa, cihazın kasasının en kısa süre içinde değiştirilmesi gerekir.
Cihazın gövdesi sallanarak herhangi parçasında gevşeme olup olmadığı kontrol edilir. Parçalardan biri gevşemişse, kasa içinden ses gelir. Parçalardaki gevşemeler, temassızlığa neden olacağı için cihazın yükselttiği seslerde kesilmeler meydana gelmektedir. Her ne kadar bazı durumlarda bu sorun cihazın çalışmasını engellemese de, en kısa süre içinde yetkili bir servise onarıma gönderilmelidir.
Cihazın kontrol düğmeleri kontrol edilir ve rahat hareket edip etmediğine bakılır.
Pil yuvası açılıp, pilin doğru yerleştirilip yerleştirilmediği ( Pilin “+” ucunun cihazın “+” girişine ) kontrol edilir.
Pil yuvasında pilin temas ettiği metal parçaların oksitlenip oksitlenmediği kontrol edilir. Oksitlenme ( yeşil bir tabaka ) olmuşsa , ılık suyla ıslatılmış yumuşak bir bezle bu kısım temizlenmelidir. Pil yuvasına doğru olarak yerleştirildikten sonra kapağı kapatılır.
Hoparlörde çatlak ya da kırık varsa, sağlam bir hoparlörle değiştirilmesi gerekmektedir.
Kabloların cihaza ve hoparlöre tam ve doğru takılı olup olmadığı kontrol edilir.
Kablolar kontrol edilir. Plastik kısmında yırtılma var mı? Cihaza ve hoparlöre bağlanan bölümlerde gözle görülebilen kırıklar var mı? Eğer kabloda yırtık ve kırık varsa, bu kablonun yenisi ile değiştirilmesi gerekmektedir.


Cihazların Dinlenerek Kontrolü
Dinleme işlemine başlamadan önce, cihazın pilinin gücünün yeterli olup olmadığı kontrol edilmelidir. Bunun için cihaz açılır ( işler duruma getirilir ), ses kontrol düğmesi sonuna kadar açıldıktan sonra, hoparlör kordonun uzanabileceği mesafeye kadar mikrofondan uzaklaştırılır. Cihazdan gelen ötme sesinin güçlü ( şiddetli ) olduğu durumlarda, pilin gücünün yeterli olduğu söylenebilir. Ötme sesi yeterli şiddette değilse, pil değiştirilmelidir.
Pilin yeterli olduğu düşünülüyorsa:
 Kendimize ait bir kulak kalıbımız varsa, cihazın hoparlörü kalıba takılır ve kalıp kulağa yerleştirilir ya da bu işlem için stetoklip kullanılır.
 İşitme cihazı açma-kapama düğmesinden açılır. Ses kontrol düğmesi 1 ya da 1.5 konumuna getirilerek işitme cihazından gelen ses dinlenir.
 Seste kesiklikler varsa, kordonda kırılmalar olabilir. Kordon yenisi ile değiştirildiğinde sorun düzeliyorsa, sorun kordondadır.
 Yoksa hiç ses gelmiyor mu? Kordon değiştirilir; hala ses gelmiyorsa, yeni hoparlör takılır. Ses düzelirse, sorun hoparlördedir. Yeni kablo ve yeni hoparlör takılmasına rağmen sorun hala devam ediyorsa, sorun cihazın elektronik bölümlerinden kaynaklanmaktadır. En kısa süre içinde yetkili servise gönderilip onarılması gerekmektedir.
 Ses cızırtılı mı geliyor? Yeni kablo ve yeni hoparlör takılmasına rağmen sorun hala devam ediyorsa, sorun cihazın elektronik bölümlerinden kaynaklanmaktadır. En kısa süre içinde yetkili servise gönderilip onartılması gerekmektedir.


KULAK KALIPLARI
Cep tipi ve kulak arkası cihazlarla birlikte kullanılan ve kulağın konka bölgesine yerleştirilen protezlerdir.
Kulak kalıbının işitmedeki görevi
Kulak kalıpları işitme cihazlarını sağlam bir şekilde yerine yerleştirmek ve işitme cihazlarının hoparlöründen gelen sesleri bireyin kulak zarı önüne iletmekle birlikte işitme cihazlarının akustik çıktısının frekans etkisini de değiştirebilmektedir.
Kulak kalıplarının iki işlevi vardır.Bunlar:
1. İşitme cihazlarını kullanıcıya bağlamak
2. İşitme cihazından (hoparlörden) çıkan sesi kulak kanalına taşımaktır.
Kulak kalıbı,işitme cihazı frekans tepkisini önemli ölçüde etkileyebilir. İşitme cihazı sisteminde önemli bir nokta olarak kabul edilir.

Çünkü; kalıbın kalitesizliği sonucu işitme cihazlarında akustik geri dünüt dediğimiz (ötme sesi) meydana gelmektedir. Ötme sesi işitme cihazından yararlanan bireyin istenilen kazanç düzeyine ulaşamamasına ve cihazdan etkin biçimde yararlanamamasına neden olmaktadır.


Kulak Kalıbının Kontrolü
Kulak kalıbının çocuğa uygun yapılmış olması ve düzgün çalışması, işitme cihazlarından en iyi şekilde yararlanmamız için büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, gerek cep tipi işitme cihazlarının, gerek kulak arkası işitme cihazlarının kontrolüne kulak kalıplarının kontrolü ile başlanmalıdır. Kontrole kulak kalıbı ile başlamanın bir diğer nedeni ise şudur: Kulak kalıbından kaynaklanan ses bozuklukları, cihazdan kaynaklanan bozukluklar ile karışabileceği için arızanın nereden kaynaklandığını bulmakta da zorlanılacaktır.
Kulak kalıpları her gün sabah takılmadan önce, ılık sabunlu su ile ıslatılmış bir bezle güzelce temizlenmeli ve kalıbının ses kanalının kulak kiriyle tıkanmaması için yumuşak bir bezle ve pipo temizleyicisi ile temizlenmesi gerekmektedir. Daha sonra cep tipi işitme cihazları kalıplarında, kalıbın hoparlöre düzgün ve sabit oturup oturmadığı kontrol edilir. Kalıp hoparlöre tam oturmazsa, yükseltilen ses buradan kaçarak tekrar mikrofona geleceği için, işitme cihazında ötme sesi meydana oluşacaktır. En son olarak kalıpta çatlak ve kırık olup olmadığı kontrol edilir. Kalıplardaki çatlaklar da ötme sesine neden olmaktadırlar. Kalıptaki kırıklar ise, işitme engelli çocuğun kulak kanalını tahriş edebileceği için çocuğu rahatsız edecek ve çocuğun işitme cihazını takmak istememesine neden olacaktır. Kulak kalıplarının kontrolü sonucunda, kalıpların sağlam olduğuna karar verdikten sonra işitme cihazlarının kontrolüne geçilebilir.
Şekil 4 kulak Kalıbı

Şekil 5 Kulak Kalıbının Yapımı


İÇ KULAK PROTEZLERİ( Koklear Implant)
Koklear implant (Kİ), konvansiyonel işitme cihazlarından yararlanamayacak derecede ileri işitme kaybı olan kişilere, çevreleri ile iletişim kurdurmayı amaçlayan ve kokleaya yerleştirilen bir cihazdır. Kİ, konvansiyonel işitme cihazlarından ilke olarak bütünü ile farklıdır. Bunu açıklayabilmek için işitmenin nasıl gerçekleştiğini göz önüne almak gereklidir. Ses atmosferde meydana gelen bir iletişimdir, bir mekanik enerjidir. Ses kendi enerjisi ile dış kulak yolu, kulak zarı ve kemikçikler sistemini geçerek bazal membrana ve buraya yerleştirilmiş titrek tüylere ulaşır. Titrek tüyler henüz tam olarak bilmediğimiz bir mekanizma ile bu mekanik enerjiyi elektrik enerjisine dönüştürür. Burada karakteri değiştirilen ses enerjisi ganglion spiraledeki hücrelere aktarılır ve işitme siniri ile çekirdeklere ve işitme merkezlerine taşınır. konvansiyonel işitme cihazlarından yararlanamayacak derecede işitme kaybı olan kişilerin aşağı yukarı % 90’ında titrek tüyler hasarlıdır yada fonksiyonlarını kaybetmişlerdir. Koklear implant uygulanan kişilerde titrek tüylerin yokluğuna karşılık ganglion hücrelerinin yeterli sayıda ve fonksiyonda olduğu kabul edilir. Yine işitme siniri ve çekirdeklerinin de sağlam olduğu işitme merkezlerinin de iyi çalıştığı kabul edilmektedir. Koklear implanttan amaçlanan görev, fonksiyon görmeyen titrek tüyleri by-pass etmek ve ses stimulusların ganglion spirale hücrelerine ya da işitme sinirlerine aktarmaktadır. Bu durum ile koklear implant titrek tüylerin görevini üstlenir ve dış ortamla sinir sistemi arasýna yerleştirilmiş bir cihazdır.


KOKLEAR IMPLANT’ın BÖLÜMLERİ
Bir koklear İmplant iki parçadan oluşur: Dış ve İç parça. Dış parça signal hazırlayıcı, mikrofon alıcı-verici) ve iletici bobin ’den oluşur. İç parça ise kulak içine yerleştirilen alıcı-uyarıcı ile elektrot bandından oluşur.


Şekil 26 İç Kulak Protezinin Çalışması İç Kulak Protezi nasıl çalışır?

Ses kulak arkasına yerleştirilen mikrofon tarafından konuşma işlemcisine ulaştırılır. 
• Bu küçük kutu sesin en önemli özelliklerini saptayarak bunları kodlar. 
• Daha sonra bu kodları kafa derisi altına yerleştirilen alıcıya ulaştırır. 
• Alıcı, bu bilgileri işitme organı içine yerleştirilen elektrotlara gönderir.
• Elektrotlar da işitme sinirini uyararak sesin beyne ulaşmasını sağlar.
Şekil 27 Cep Tipi İç Kulak Protezi

Şekil 28 Kulak Arkası İç Kulak Protez

Hasta Seçimi
Koklear implant adaylarının seçimi, bir çok faktörün dikkatle değerlendirilmesini gerektiren, karmaşık bir işlemdir. Günümüzde geçerli olan seçim kriterleri şunlardır:
• İki yaşında veya daha büyük olmak
• Bilateral ileri derecede sensorinöral işitme kaybı bulunması
• İşitme cihazının fayda sağlayamaması
• Medikal kontrendikasyon bulunmaması
• Hastanın istekli olması ve beklentisinin uygun düzeyde olması
• İşitme yeteneğinin geliştirileceği programlara katılabilmesi


Konuşabilme
Koklear implantların primer amacı konuşma seslerine işitsel olarak ulaşabilmektedir. Ancak eğer koklear implantlar prelingual işitme kayıplı çocuklarda başarılı olursa, konuşabilmeye de yardımcı olmaları gerekir. Daha önceki çalışmalar çok kanallı implanttan sonra bu çocukların fonetik repertuarlarının geliştiğini göstermiştir.



İŞİTME ENGELLİLER OKULLARI
İşitme engelliler okulları, resmi kurumlardır ve Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak çalışmaktadırlar. Ülkemizde hemen hemen her ilde bulunmaktadırlar. Yatılı veya gündüzlü olarak eğitim vermektedirler.



İşitme engelliler okullarının amaçları şunlardır:
• Türk Milli Eğitiminin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak 4-18 yaşlarındaki işitme engelli çocukların;
• Beden, zihin, sosyal ve duygusal yönden gelişmelerini ve diğer insanlarla iyi ilişkiler kurmalarını,
• İyi vatandaş olmaları için gerekli temel bilgi, beceri, tutum ve alışkanlıkları kazanmaları,
• Özel yöntem, program araç ve gereçler yolu ile ilgili beceri ve yetenekleri doğrultusunda yetişmelerini,
• Hayata ve üst öğrenime hazırlanmalarını, 
• Üretici olmalarını,
• Kendi kendilerini yeterli bir duruma gelmelerini sağlamaktır. İşitme engelli çocuklar bu programla aşağıda belirlenen Özel Eğitim amaçlarına ulaştırılacak, bu yolla temel eğitimin kendi seviyelerine uygun düşen amaçlarına da ulaşmış olacaktır.


İşitme engelli çocuğun:
• Anayasamıza göre hakkı olan zorunlu temel eğitimi almasını yetenekleri oranında gelişmesini ve topluma yararlı bir birey olasını sağlamak,
• Türkçe’yi diğer insanların dudak hareketlerinden anlayıp, onlara sözlü olarak cevap verecek düzeye gelmesini sağlamak,
• İşitme engelini ve kullanabileceği yardımcı işitme cihazını benimseterek normal kişilik özelliklerini geliştirmek,
• Ekonomik yönden bağımsızlık kazandıracak bir iş ve meslek sahibi olmasını sağlamak,
• Aile kurma isteği uyandırma ve sürekliliğini sağlayacak sorumlulukları taşıyacak tarzda hazırlamak,
• Duyu organlarını uygun şekilde kullanma alışkanlıkları kazandırmak,
• İşitme kalıntısını yeterince kullanma yeteneğini kazandırmak,
• Ailesi ve yakınları ile işbirliği sağlanarak çocuğun ana dilini öğrenmede olumlu tavır geliştirmesini sağlamak,
• Daha iyi işitmesine yardımcı olacak çeşitli işitme cihazlarını en iyi şekilde kullanma bilgi ve becerisini kazandırmak.
• Özel Özel Eğitim Kurumları ve Rehabilitasyon Merkezleri
Özel özel eğitim kurumlarının ilki 1979 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’ ndan kurs statüsünde açılış izni alarak faaliyetine başlamıştır.Milli Eğitim Bakanlığının engelli çocuğu olan ailelere eğitim, tedavi ve rehabilitasyon yardımı vermeye başlamasıyla 1997 yılından itibaren özel özel eğitim kurumlarının sayısı hızla artmıştır.
Ülkemizde özel eğitim hizmetleri Milli Eğitim Bakanlığı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ve Üniversiteler tarafından yürütülmektedir.


Eğitim sisteminin amacı;
Tüm çocukların gelişim süreçlerindeki olası sorunlarını çözmeye yardımcı olmak ve onlara gereksinim duydukları eğitim hizmetlerini sağlamaktır. Bu sistemin içerisinde bulunan özel eğitimin amacı ise, her hangi bir nedenle normal eğitimin gereklerini yerine getiremeyen bireylere eğitimde fırsat eşitliği sağlamaktır. Bunu gerçekleştirebilmek için ülkemizde özel eğitimle ilgili olarak, özel eğitime gereksinim duyan bireylerin tanılanması ( tıbbi ve eğitsel tanılama ), sınıflandırılması ( zihinsel, görme, işitme, ortopedik, süreğen vb...), özel eğitim kurumlarının kurulması ve denetlenmesi ile özel eğitim programlarının engel türlerine göre hazırlanması ve/veya mevcut programların uyarlanmasına yönelik çalışmaların sürdürüldüğü görülmektedir.
Engelli bireylere hizmet vermek amacıyla açılan kurumlar bireysel eğitim, grup eğitimi, eğitimci eğitimi, aile eğitimi, sınıf eğitimi gibi konularda birden fazla engel türüne yönelik özel eğitim hizmeti vermektedir. Bu eğitimler okullarda tam gün, özel özel eğitim kurumlarında ise seanslıdır.


İŞİTME ENGELLİ ÇOCUĞU OLAN AİLELERİN İZLEMESİ GEREKEN SÜREÇ

İşitme engelli çocuğu olan aileler hastanelerden işitme engeliyle ilgili aldıkları raporla oturdukları yere en yakın Rehberlik ve Araştırma Merkezlerine başvururlar. Rehberlik ve Araştırma Merkezinde işitme engelli çocukların eğitsel durumlarıyla ilgili olarak inceleme raporları düzenlenmektedir. Rehberlik ve Araştırma Merkezince gerekli bilgiler düzenlenerek yerleştirme için İl/İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne gönderilmektedir. Yerleştirme İlköğretim ve Özel Eğitim Yönetmeliklerine göre yürütülmektedir. Okul yönetimlerinin bu konudaki tutumları İl/İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce takip edilmektedir.


NOT: Mine GÖBEL-KİZİR’İN Haziran, 2004 yüksek lisans tezinden yararlanılmıştır.

İŞİTME ENGELLİLERİN AİLELERİNE ÖNERİLER

Çocuğun eğitiminde önemli yeri olan ailelerde, ilişkiler samimi ve içten olmalıdır. Çocuğun özelliklerinin bilindiği ve engelin kabullenildiği evde gelişim istenilen yönde olur.
Özürlü bir çocuğa sahip ailelerde kendine özgü yoğun stres ve sorunlar yaşanır. Öncelikle bu ailelerin yaşadığı yoğun stresi sindirmeleri ve çocuklarının engelini kabul etmeyi kolaylaştırmaları için, psikolojik danışma merkezi v.b. kurumlardan psikolojik yardım almalıdırlar.
İşitme engelli öğrenci aileleri kendi aralarında iletişim kurmalıdırlar. Bu yolla birbirlerinden yararlanmalıdırlar.
Aileler, okul yönetimi ve öğretmen işbirliği ile okulda yapılan bilimsel toplantı, panel ve kültürel etkinliklere katılmalıdırlar. Ailelerimiz sürekli bu etkinliklere teşvik edilmektedir.
Aileler okula ve öğretmenlere yardımcı olmalıdırlar. Okul ziyaretleriyle ve aile görüşmeleri bu konuda önemli bir yere sahiptir.
Aileler, çocuklarının gelişimlerini izleme sorumluluğunu yüklenebilecek durumda olmalıdırlar. Onları izleme defteri tutabilirler. Tutulan defteri ara sıra öğretmenle birlikte gözden geçirebilirler.

Aileye Öneriler ;
1. Doğal ve açık ifadelerle konuşulmalı, ses tonu fazla yükseltilmemelidir.
2. Davranışsal iletişimden ( Dokunma gibi durumlar ) kaçınılmalı ve işitme engelli çocuğun işitme kalıntısını kullanabilmesi için sözel iletişim kurulmalıdır.
3. Çocuğun hareketleri istenmeyen şekilde olursa hayır diyerek ikaz edilmeli, eğer çocuk sözel cezadan anlamıyorsa yüz ifadenizi değiştirerek istenmeyen bir hareket yaptığının farkında olunmasına yardımcı olunmalıdır.
4. İşitme engelli çocukta normal işiten çocuk gibidir. Diğer çocukların arasına, oyunlarına katılmak ister. Bu nedenle çocuğun sahip olduğu engeli, onun sınıfta bulunmadığını bir zamanda, sınıf arkadaşlarına anlatılmalıdır.
5. İşitme engelli çocuğa konuşmayı kazandırmak için tek tek sözcükleri öğretmek yerine günlük doğal ortamlardan yararlanın. En kolay ve kalıcı öğrenme yaşantılarımız aracılığıyla kazanılan öğrenmedir.
6. İşitme engelli çocuğu konuşması için zorlamayın; ama onda konuşma ihtiyacı yaratın. Çocuğu konuşması için zorlamanız onda bıkkınlık yaratacaktır. Konuşmaya ihtiyaç duymasına sağlamak gelişimi için çok daha önemlidir.
7. Çocukluktan ergenliğe geçişte işitme engelli gençlerde işitme engelinden dolayı işiten akranlarıyla arkadaş edinmede güçlükler, cihaz takmada isteksizlik gibi sorunları görülebilir. Bu sorunlar çocuğunuzla kuracağınız yakın ve içten bir iletişim giderilebilir.
8. Çocukluktan ergenliğe geçişte işitme engelli çocuklarında mutlaka yapamadıkları, beceremedikleri şeyler vardır. Gelin biz onların yapamadıklarına beceremediklerine değil de yapabileceklerine güçlü yönlerine bakalım, onları geliştirmeye çalışalım.
9. Çevrenizden size bir çok öğüt, fikir verenler olabilir. Sizler ancak deneyimlerine ve bilgisine güvendiğiniz kişilere ve uzmanlara danışın, onların söylediklerini dikkate alın.


İşitme Engelli çocukların eğitimi konusunda Milli Eğitim Bakanlığının yaklaşım ve bu konudaki düzenlemeler
Özel Eğitim okullarında işitme engellilere okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde eğitim verilmektedir. Okul öncesi eğitimi dışında her kademede, işitme engelli öğrenciler yatılı ve gündüzlü olarak eğitim görmektedir. İşitme engelli çocukların okul öncesi eğitimlerinde,çocuklara günlük yaşamda gerekli bazı temel davranışlar kazandırılmakta ve çocuklar akranlarıyla birlikte eğitim görmelerine de önem verilmektedir. “kaynaştırma” olarak tanımlanan bu uygulamaların yaygınlaştırılmasına çalışılmaktadır. Böylelikle akranlarıyla sosyal ve duygusal yönden hayatı paylaşımları sağlanmaktadır.
İşitme engelli çocukların eğitimlerinde ortam düzenleme, eğitimin kalitesini büyük ölçüde etkilemektedir. Sınıfların yalıtımı, uygun araç-gereç ile donatımı ve çocukların ferdi grup işitme cihazları ile eğitim faaliyetlerine katılımları esastır. Bakanlığımız işitme engelliler okulları ve işitme engelliler özel sınıflarının uygun eğitim ortamlarına kavuşturulması yönünde yürüttüğü çalışmaları devam ettirmektedir.
İşitme engelliler ilköğretim okullarında dudaktan anlama ve ses eğitimi çalışmaları; Türkçe dersi içinde ve çocukların davranış gelişimlerine uygun olarak düzenlenmektedir.
İşitme engelliler ilköğretim okullarından ve özel sınıf kaynaştırma programından mezun olan öğrencilerden durumu uygun olanlar İşitme Engelliler Çok Programlı Liselerine ve Endüstri Meslek, Ticaret Meslek yada Kız Meslek Liselerine Bakanlığımızca sınavsız olarak yerleştirilmektedir. İstanbul, Kayseri, İzmir, İçel, Ordu, Trabzon, Isparta ve Afyon –Bolvadin’de işitme engellilerin eğitimi için çok programlı lise uygulamasına başlanmıştır. Bu okullarımızda öğrencilerimize akademik eğitimin yanı sıra meslek eğitimi de verilmektedir.

İşitme Engelli Çocuğu Olan Ailelerin İzlenmesi Gereken Süreç
İşitme engelli çocuğu olan aileler hastanelerden işitme engeliyle ilgili aldıkları raporla oturdukları yere en yakın rehberlik ve araştırma merkezine başvurular. Rehberlik ve Araştırma Merkezinde işitme engelli çocukların eğitsel durumlarıyla ilgili olarak inceleme raporları düzenlenmektedir. Rehberlik ve Araştırma Merkezince gerekli belgeler düzenlenerek yerleştirme için il/ilçe Milli Eğitim Müdürlüğüne gönderilmektedir. Yerleştirme, ilköğretim ve Özel Eğitim Yönetmeliklerine göre yürütülmektedir. Okul yönetimlerinin bu konudaki keyfi tutumları il/ilçe Milli Eğitim Müdürlüğünce Takip Edilmektedir. Her seviye de öğrencilerin destek eğitiminden yararlanılması da vazgeçilmez bir haktır. Okulla uyumlu bir şekilde yürütülür.

Ülkemizde Kaç Tane İşitme Engelliler Okulu Var?
Ülkemizde 48 tane işitme engelliler ilköğretim okulu ile 8 tane İşitme Engeliler Çok Programlı Lisesi bulunmaktadır. Öğrenciler kaynaştırma eğitiminden yararlanamayacak durumda ise ve bulunduğu yerde de işitme engelliler okulu yoksa kontenjanı müsait olan en yakın işitme engelliler okuluna yerleştirilmektedir.
Ülkemizde eğitim almak isteyip, eğitim alamayan işitme engelli öğrenci bulunmamaktadır.
Türk Milli Eğitim Sisteminde İşitme Engelli Çocukların Eğitimi Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler İlköğretim Okulunda ( Proje Okulu ) 4 yaşında eğitime başlanılmaktadır. Diğer İşitme Engelliler İlköğretim okullarında ise hazırlık sınıfı hariç normal öğrencilerle aynı yaşta ilköğretime başlanılmaktadır. Türk Milli Eğitim Sisteminde verilen destek eğitim için yaş sınırlaması yoktur.
İşitme engelli çocuklara örgün eğitim kurumları içerisinde 18 yaşına kadar eğitim verilmektedir. Ülkemizde işitme engelliler okullarının bulunmadığı yerlerde işitme engelli öğrenciler kaynaştırma eğitiminden faydalanmaktadır. Durumu kaynaştırma eğitiminden yararlanmaya uygun olmayanlar ise en yakın parasız yatılı işitme engelliler ilköğretim okuluna devam etmektedir.
Ülkemizde işitme engelli çocukların başarı durumlarını ve üniversiteye devam etme oranını özetleyecek olursak; İşitme engelliler

Otizm (Yaygın Gelişimsel Bozukluk)

Çocuğunuzda aynı yaştaki diğer çocukların davranışlarından farklı davranışlar gözlüyorsanız kaygılanabilirsiniz. Bu davranışların otizm belirtisi olabileceğini düşünüyorsanız otizmin ne olduğunu, sizi ve ailenizi ne şekilde etkileyeceğini bilmek isteyebilirsiniz.

Otizm, doğuştan gelen ya da yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan karmaşık bir gelişimsel bozukluktur. Otizmin, beynin yapısını ya da işleyişini etkileyen bazı sinir sistemi sorunlardan kaynaklandığı sanılmaktadır.

Sizin hatanız değil!

Otizme neler yol açar? Bugün için bu soruya verilebilecek en doğru yanıt Otizme nelerin yol açtığı bilinmiyor yanıtı olacaktır.

Otizmin anne-babadan kalıtım yoluyla geçmiş olabileceğinden kuşkulanılmaktadır. Dolayısıyla, bu yönde pek çok araştırma yapılmaktadır. Ancak, henüz otizmin geni bulunabilmiş değildir. Otizmin çevresel faktörlerle tetiklendiği düşünülmektedir.

Otizme her çeşit toplumda, ırkta ve ailede rastlanmaktadır. Dolayısıyla, bu özelliklerin hiç birinin otizmle ilişkili olmadığı kabuledilmektedir. Öyleyse, otizmin çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin ekonomik koşullarıyla ilişkisi yoktur.

Yalnız değilsiniz!

Otizm, günümüzde rastlanan en yaygın nörolojik bozukluktur ve Hastalıkları Kontrol Etme ve Önleme Merkezi (Centers for Disease Control Prevention)'nin 2012 verilerine göre 88'de 1 görülme sıklığı vardır. Bu yaygınlık bilgileri Birleşik Devletler kaynaklı iken, ülkemizde otistik bozukluğun yaygınlığına ilişkin henüz yeterli bilimsel veri bulunmamaktadır. Otistik bozukluğun tüm ırklarda, etnik gruplarda ya da sosyal statüsü farklı gruplarda görülebileceği, ailenin gelir durumu, yaşam biçimi ve eğitim düzeyi ile otistik bozukluk arasında bir bağ olmadığı vurgulanmaktadır. Cinsiyetle ilişkili olarak alanyazında farklı görülme sıklığı bilgileri bulunmasına rağmen, ortak görüş, erkeklerde kızlardan daha fazla görüldüğüdür

Otizm tanısı alan çocukların çoğunda değişik derecelerde öğrenme güçlüğü ve zeka geriliği de görülebilir.

Otizm, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de son yıllarda adı çok sık duyulan bir özel eğitim kategorisidir. Otizm terimi, zaman içinde yerini, otizm spektrum bozuklukları (ASD - autism spectrum disorders) terimine bırakmıştır. Otizm spektrum bozuklukları, yaygın gelişimsel bozukluklarla (pervasive developmental disorders - PDD) eşanlamlı olup, ileri düzeyde ve karmaşık bir gelişimsel yetersizlik anlamında kullanılmaktadır. Otizm ise, bu şemsiye altında yer alan kategorilerden yalnızca biridir. Otizm spektrum bozukluğu kavramı ile ilişkili belli başlı olgular şöyle sıralanabilir;

Otizm spektrum bozukluğunun nörolojik nedenlerden kaynaklandığı sanılmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin önemli bir bölümünde (yaklaşık %35), beyindeki anormal elektrik hareketlerine bağlı olarak; nöbet, istemsiz hareketler, bilinç yitimi vb. nörolojik sorunlar da görülebilir.
Otizm spektrum bozukluğu bir ruh hastalığı değildir; ancak, belirtileri bazı ruh hastalıklarını çağrıştırabilir.
Yapılan bilimsel araştırmalar, otizm spektrum bozukluğunun çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin sosyo-ekonomik özellikleriyle ilişkisi olmadığını göstermiştir.
Otizm spektrum bozukluğunun kalıtsal olabileceği yönünde bulgular vardır; ancak, buna yol açan gen ya da genler henüz bulunmuş değildir.
Önceki yıllarda otizm spektrum bozukluğunun görülme oranının 500'de bir olduğu kabul edilirken, son verilere göre, otizm spektrum bozukluğunun yaklaşık her 88 çocuktan birini etkilediği düşünülmektedir. Ayrıca, erkeklerdeki yaygınlığı kızlardan dört kat fazladır.
Sanıldığının aksine, otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin çoğunda, farklı düzeylerde zeka geriliği görülür. Ayrıca, zeka testlerinde, belli alanlar, diğer alanlara kıyasla çok daha geri çıkabilir.
Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin pek azında (yaklaşık %10), çok güçlü bellek, müzik yeteneği vb. üstün özelliklere rastlanır.
 

Amerikan Psikiyatri Birliği'nin 2000 yılında yayımladığı kılavuza göre (DSM-IV-TR), otizm spektrum bozukluğu kapsamında beş ayrı kategori yer almaktadır:

Otizm (Otistik bozukluk)
Asperger sendromu
Atipik otizm (Başka türlü adlandırılamayan otistik/yaygın gelişimsel bozukluk)
Çocukluk dezentegratif bozukluğu
Rett sendromu

Serebral Palsi

Serebral palsi; doğum öncesinde, doğum sırasında ve doğum sonrası erken dönemdeki, beyin hasarı sonucu ortaya çıkan, ilerleyici olmayan ancak yaşla birlikte değişebilen, hareketi kısıtlayıcı, kalıcı motor fonksiyon kaybı, postür ve hareket bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. Serebral palside, beyinde oluşan hasar ilerleyici değildir. Serebral Palsi bulaşıcı, kalıtsal ve hayatı tehdit eden bir durum değildir.

Motor geriliğine; duyusal, bilişsel, iletişim, algılama, epilepsi, davranış bozuklukları ve ikincil olarak gelişen kas iskelet sistemi sorunları eşlik eder. Serebral Palsili çocukların büyük bir kısmı zamanla daha iyi duruma gelirken, bir kısmı da gelişebilecek ek sorunlar nedeni ile daha kötü bir tablo sergileyebilir. Oluşacak ek sorunları engellemek ve çocukların yaşam kalitelerini artırmak için, mümkün olan en erken yaşta tedaviye başlamak gerekir.