Eğitim Türleri

Eğitim Türleri

Bireysel Eğitim

Özel eğitim tanılama ile başlanıp, özelleştirilmiş program ile hedeflenen gelişime destek çalışmaları bireysel eğitim uygulanması olarak sunulur. Bu uygulama, eğitsel performanslar dikkate alınarak planlanıp ve performanslarına göre geliştirilir. Bireysel uygulamalarda akademik beceriler, motor, dil, öz bakim ve sosyal yasam becerilerinde önemli derecede gelişime destek sağlamaktadır.

Grup Eğitimi

Öğrencilerimizin ortak gereksinimleri doğrultusunda aylık çalışma programı belirlenir. Gelişim düzeyleri ve yaşları birbirine yakın olan çocuklar bir arada uzman eşliğinde eğitime alınır. Grup eğitiminde çocuklarımızın yaşadıkları en büyük zorluklar arasında olan sosyalleşme ve topluma uyum sağlamaları hedef alınmaktadır.

Fizyoterapi

Bedensel destek programı kapsamlı bir değerlendirme yapılarak belirlenip, program detayları öğrencilerimizin ihtiyaçlarına göre Fizyoterapistlerimiz tarafından planlanır. İhtiyaçları ve hastalığın ilerleyişi doğrultusunda uygun tedavi programını seçilerek seanslar halinde uygulanır.

Psikolojik Danışmanlık

Kurumlularımızda eğitim gören öğrencilerimiz ve ailelerine rehberlik etmek ve destek sağlamak amacıyla faaliyet göstermektedir. Psikolojik Danışma ve Rehberlik servisinin amacı; ailelerin, çocuklarının büyüme ve gelişme sürecinde yaşadıkları ve yaşayabilecekleri sorunların üstesinden gelmelerinde yardımcı olmaktır.

Aile Eğitimi

Aile Danışmanlığı birimi, kurumlarımızda, ailelerin çocuklarına karsı tutum, gözlem ve analizin yanında gerekli kaynaklara ulaşmak ve eğitim programları ile ilgili kararlara katılımları konularında bilgilendirme hizmeti sunmaktadır.

Sosyal Etkinlikler

Tüm şubelerimizde, velilerimiz ve öğrencilerimiz için yıllık sosyal etkinlikler, programlar ve seminerler düzenlenmektedir. Sosyal etkinliklerin amacı, çocukların yeteneklerini geliştirerek sosyal yaşamda gerekli donanımı kazanmalarına katkıda bulunmaktır.

Duyu Bütünleme Terapisi

Duyu bütünlemesi, günlük hayatta kullanılmak üzere vücudumuzdan ve dış dünyadan alınan bilginin beyin seviyesinde organize edilerek kullanılır hale getirilmesi işlemine verilen isimdir.

Duyu bütünlemesi, beyin fonksiyonudur. Beyin fonksiyonlarının çalışmaya başlaması için ‘duyu’ alması gerekir. Sinir sistemi fonksiyonu ile beyin organizasyonu birleşerek ‘duyu bütünlemesini’ oluştururlar.

Beyin; duyuları birleştirmek, duyusal girdiyi işlemek ve organize etmek görevlerini yapar.

Sinir sistemi; vücuttan ve çevreden gelen duyuları alma, organize etme ve günlük yaşam aktiviteleri oluşturma görevlerini yapar.

Örneğin ;Çocuğa ismiyle sesleniriz. Dönüp bakar ve cevap verir. Kulağıyla duyar, kulaktaki sinir hücreleri beyindeki duyusal işlemi başlatır, devamında, beyin duyuları alır, organize eder ve gözdeki sinir uçlarına gönderir. Çocuk dönüp bakar ve cevap verir. Beyin duyma, görme, konuşma ve pozisyon değiştirmeyi bütün olarak çalıştırmış olur. Böylece duyu alma, anlama ve cevap verme gelişir.

Beyin normal sınırlarında çalıştığı zaman günlük yaşam aktivitelerinde sorun yoktur. Yani duyu bütünleme fonksiyonu normaldir. Ancak beyinde yapısal bozukluğa bağlı fonksiyon bozukluğu varsa günlük yaşam aktivitelerinde problemler yaşanır.

Duyu bütünlüğü fonksiyon bozukluğunun işaretleri şöyledir:

Hiperaktivite
Dikkat bozuklukları
Davranışsal problemler
Sosyal problemler
Psikolojik problemler
İşitme problemleri
Konuşma problemleri ve konuşma gecikmesi
Hipo-hipertonus
Motor koordinasyon problemleri
Okulda öğrenme güçlükleri
Ergenlik ve erişkinlik (adolesan) problemleridir.
 

Duyu bütünlüğü teorisi, Jean Ayres tarafından 1970’li yıllarda geliştirilmiştir. Bu teoride, insan vücuduna doğru uyarı verilerek, duyuların birbirleri ile uyumlu çalışmasının yönetilebileceği düşünülmüştür.

Duyu bütünlüğü, davranışları ve cevapları oluşturan nörolojik bir süreçtir, çevreden ve vücuttan alınan bilgilerin organizasyonunu kapsar. Duyu bütünlüğü teorisi aşağıdaki şekilde özetlenmiştir.

 Duyu bütünlüğü fonksiyon bozukluğu duyu girdisi ve motor yanıt arasındaki akışın bozulmasıdır. Doğumdan önce, doğum sırasında ve doğumdan kısa bir süre sonra meydana gelebilir. Duyu nöronları beyne yeterli bilgi sağlayamaz. Bu sebeple motor nöronlar, vücuda doğru davranış oluşturması için yeterli bilgi gönderemez.

Otizm, duygusal ve sosyal davranışlarda bozukluğu olan, çevreyle iletişim kuramayan ve ilerleyen yaşlarda öğrenim bozukluğunun en büyük sıkıntılardan biri olduğu hastalık grubudur.

Otizmli çocuklar duyu bütünlüğü fonksiyon bozukluğu içerisinde duyusal işlemlemede problem yaşarlar. Bunun üç yönü vardır:

1. Duyusal girdiler beyinde doğru kaydedilemediği için çocuk ya çok az ilgi gösterir ya da çok fazla tepki verir.

2. Özellikle vestibüler ve taktil duyuları modüle edemezler. Bu nedenle güvensiz ve dokunmaya karşı savunmadadırlar. Örneğin, otistik çocukların dokunsal uyaranları lokalize etmede güçlük yaşarlar ve ellerini göremiyorlarsa nereye dokunduklarını ayırt edemezler.

3. Beynin yeni ya da farklı şeyler yapmayı yöneten bölümü normal işlev göstermez ve amaçlı davranamaz. Amaçlı aktivite konusunda isteksizlik ve ilgisizlik gösterir.Otistik çocuklarda duyu bütünlüğü fonksiyon bozukluğunun düzeltilmesinde yeterli ve doğru uyaranların verilmesi ile duyusal girdilerin kayıt edilmesi gerekir. Bunu sağlamak için birçok davranışsal eğitim yöntemi geliştirilmiştir. Duyu bütünlüğü tedavisi de bu davranışsal yöntemlerden biridir ve otistik çocukların tedavisinde kullanılmaktadır.

Duyu Bütünlüğü Tedavisi Nedir?
Duyu Bütünlüğü Tedavisi, hareketin planlanması ve duyu bilgilerinin bütünleştirilmesine odaklanır. Bu tedavide organize etme, planlama, fiziksel çevre ile adaptif ilişki kurma gibi problemler ve istemli hareketlerin yapılmasındaki bozukluklar düzeltilmeye çalışılır. Benzer problemlerin olduğu otistik çocuklarda da “Duyu Bütünlüğü Tedavisi” kullanılır.

Duyu bütünlüğü fonksiyon bozukluğu olan otistik çocuklar, yaşıtları ile birlikte okul eğitimlerinde başarılı olamıyorlarsa duyu bütünlüğü tedavisine katılmaları gerekir. Tedavi, çocuğa uygun olarak düzenlenmiş ortamda, çocuğun ihtiyacına göre duyu alabilmesini ve adaptif cevap oluşturmasını amaçlar. Terapi sırasında çocuğun kendini yönetebilmesi için fizyoterapist çevreyi ona uygun yönlendirir. Otistik çocuklarda motor beceri, akademik beceri ve doğru davranış öğrenme kapasitesini arttırmaya yardımcı olunur.

Otizmli çocuklara da öncelikle yer çekimi farkındalığı, postür ve duruş, fiziksel çevreyle etkileşimi geliştirmeye yönelik çalışmalar yapılır. Bu çalışmalar içinde dik oturmak, çıngırak sallamak, merdiven inmek ve boyama kalemi tutmak gibi aktivitelere yer verilerek otistik beynin kapasitesini geliştirmek hedeflenir. Otistiklerde duyu ve motor kapasite geliştikçe sayı sayma, cümle oluşturma ve sosyal etkileşim gibi öğrenme yeteneği artar.

Otistik çocuğun özel yetenekleri ve kısıtlılıklarına göre tedavi programında vestibüler, propriosepsiyon, taktil, görsel ve işitsel eğitimlere yer verilmelidir.

Duyu bütünlüğü tedavisinde yapılabilen aktivitelerden yapılamayan aktivitelere, kolay aktivitelerden karmaşık aktivitelere geçilir. Bu yaklaşım içinde otistik çocuğun duyusal ve motor kapasitesine uygun duyu (vestibüler, görsel, işitsel, taktil gibi) kombinasyonları yapılarak çalışacağı aktiviteler belirlenir. Çocuğun fonksiyonel seviyesini arttırmak için; aktivitelere aktif katılım göstermesi, çevredeki duyusal bilgiyi alabilmesi ve adaptif cevap oluşturması sağlanmalıdır. Adaptif cevaptan sonra daha karışık aktivitelere geçilir.

Otistik çocuklara uygulanan tedavi programının zeka, iletişim, eğitim ve öğrenme alanlarında kazanımlar olduğu görülmüştür. Yapılan çalışmalarda duyu bütünleme eğitimi alan otistiklerde otizm seviyesini düşürdüğü kaydedilmiş, ancak çalışmaların kapsamının genişletilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Uzay Terapisi

Uzay terapisi fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında son yıllarda geliştirilen ve Serebral palsi başta olmak üzere bir çok nörolojik hastalıkta kullanılan tedavi metodudur. Uzay terapisi suit therapy, adeli suit therapy ve spider therapy gibi isimlerle de bilinmektedir.

Uzay terapisi kökenini astronotların uzayda ki yer çekimsiz ortamda karşılaşacakları olumsuz durumları önlemek için özel olarak geliştirilen Penguin Suit isimli bir kıyafetten alır. Bu kıyafet yer çekimsiz ortamda kaslara ve kemiklere yeteri kadar yük binmediği için oluşabilecek kas atrofisi ve osteoporoz(kemik erimesi) gibi olumsuz durumları önlemek için vücudun büyük eklemlerine basınç verilmesi mantığına dayanır. Nörolojik hastalarda ilk defa 1992 yılında kullanılan bu özel kıyafet sayesinde hastaların vücutlarında oluşturulan kompresyon ile proprioseptif uyarı ortaya çıkarılır. Vücudun normal duruşu için çok gerekli olan proprioseptif girdiler nörolojik hastalarda yeterli düzeyde değildir. Suit isimli kıyafetin bu olumlu etkisi sayesinde beyin ve kaslar arasında sürekli devam edecek iletişim hastanın vücut farkındalığına olumlu etkiler yaratmaktadır.

Uzay terapisi suit isimli kıyafetin yanı sıra Evrensel Terapi Ünitesi’ni de içerir. Kafes şeklinde ki terapi ünitesine alınan hastalar özel elastik bantlarla bağlanır ve bağlanan bantlara gerekli olan gerilim verilir. Oluşan gerilim kuvveti sayesinde yer çekimi elemine edilir, hastanın normalde yapamadığı bir çok hareketi yer çekimi olmadan yapması sağlanır.  Çalışma düzeneği, afferent vestibular-proprioseptif girdi ‘yi normalleştirmeye olanak sağlar. Eklemler, ligamentler, kaslar, tendonlar ve eklem kapsülünün propriosepsiyonu ne kadar iyi olursa kasların ve vücut kısımlarının dizilim ve uyuşması da o kadar doğru olur. Böylece kötü döngü kırılır  ve yanlış olan şey yerini yeni doğru bilgiye bırakır. Uzay terapisinde kullanılan suit isimli kıyafetin faydaları şunlardır;

—  Propriosepsiyonu geliştirir.
—  Patolojik refleksleri azaltır.
—  Bedenin genel duruşu ve düzgün hareket paternlerini yeniden inşa eder.
—  Harici denge sağlar ve zayıf kasları destekler.
—  Vücudun görünüşünü düzeltir.
—  Vestibular sistemi etkiler.
—  Merkezi sinir sistemini yeniden eğitmek üzere beyni uyarır.
—  Dokunsal ve duyusal uyarı sağlar.
 

Uzay terapisi Serebral palsi, felç, spinal kord yaralanmaları, travmatik beyin taralanmaları ve nöromusküler hastalıklar gibi bir çok durumda kullanılır. Uzay terapi Metodu yoğun ve spesifik bir egzersiz programına dayanıyor. Patolojik reflekslerin eliminasyonu ve yeni, doğru, fonksiyonel hareket paternlerinin yerleştirilmesinin büyük bir önemi vardır.

Uzay Terapi Metodu, yoğun ve spesifik bir egzersiz programına dayanıyor. Tedavide patolojik reflekslerin elenmesi ve yeni, doğru ve işlevsel hareket paternlerinin yerleştirilmesinin çok büyük bir önemi vardır.

Uzay terapisinde egzersizler günde 3-4 saat, haftanın 5 günü ve 3-4 hafta boyunca uygulanır.

İlk hafta: Tonus azaltılması üzerinde çalışma, patolojik hareket kalıplarını azaltma, aktif düzgün hareket kalıplarını arttırma ve genel kuvvetlendirme

İkinci hafta: Hareketlenen sorumlu spesifik kas gruplarının kuvvetlendirilmesi üzerinde çalışma

Üçüncü hafta: Artan kuvvet ve dayanıklılığı kullanarak çocuğun fonksiyonel seviyesini geliştirme (oturma, emekleme, yürüme)

Uzay terapisi Patolojik hareket kalıplarını azaltır, kuvveti arttırır, kas kontrol ve koordinasyonunu arttırır, dayanıklılığı arttırır; oturma, emekleme ve yürüme gibi fonksiyonel aktiviteleri artırır.

Dil Konuşma Terapisi

Dil ve konuşma terapisi, bireylerin etkili iletişim becerileri oluşturmalarına yardımcı olmak amacı ile çeşitli alanlarda hizmetlerdir. Bunlar;

Artikülasyon bozukluğu ve/veya Fonolojik bozukluğu olan bireylere konuşma seslerinin uygun üretimini öğretmek.
Kekemelik ve akıcılık bozukluğu olan bireylerin daha akıcı konuşmasını sağlamak.
Dil ve konuşma gelişimi geciken bireylere yardımcı olmak.
Sesi ile ilgili problem yaşayan kişilerde ses terapileri uygulamak.
Afazik bireylerin dil ve konuşma becerilerini tekrar öğrenmesi için yardımcı olmak.
Yutma sorunu yaşayan bireylerin değerlendirilmesi, beslenme biçimlerinin ayarlanması ve yutma becerilerinin geri kazanılmasına yönelik tedavileri uygulamak
Bireylerin iletişiminin etkililiğini arttırmak. Sözel olmayan iletişim gibi günlük iletişim becerilerini geliştirmek
İleri düzeyde konuşma sorunu olan bireyler için destekleyici ve alternatif iletişim sistemlerini değerlendirmek, seçmek ve geliştirmek
Dil ve konuşma bozukluklarını önleme yolları ile ilgili topluma ve bireylere önerilerde bulunmak.
Dil ve konuşma bozukluklarında erken müdahale neden önemlidir?

Dil ve konuşma sorunlarında erken tanı ve tedavi, çocuğun zihinsel gelişiminde çok önemli rol oynar. Soruna müdahale edilmesi zihinsel ve dilsel gelişimin dışında, çocuğun ileride sorun yaşaması olası diğer alanlar olan davranış, duygusal gelişim, öğrenme, okuma ve sosyal alanlardaki gelişimini de olumlu olarak etkilemektedir.

Oyun Terapisi

Söz konusu çocuklar olunca en doğal ve kendilerini rahat ifade edebildikleri ortam, yani oyunlarıdır. Oyun ve oyuncaklar aracılığı ile çocukların ihtiyaçlarını ifade etmelerine yoğunlaşan özel işleve oyun terapisi denir. Güvenli bir ortam yaratan eğitimli bir oyun terapisti ile çocuklar istedikleri gibi oynamaya cesaretlendirilirler. Bu işlevde çocukların duygusal problemlerini ifade etmelerine yönelik çok çeşitli oyuncaklar çocuklara sunulmuştur. Çocuklar; sanat, kum, hayal gücü gibi oyun terapisinin çeşitli araçlarını kullanarak kendilerini ifade etme şansına sahip olurlar. Oyun terapisi, travmatik deneyimler geçiren çocukların duygularına ulaşmayı sağlar. Bunlara nasıl mücadele edeceklerini öğretir. En çok uygulanan teknik rol oyunlarıdır. 6 yaşından büyük çocuklarda konuşma da yapılır. Oyun materyalleri: kuklalar, oyun evleri, minyatür tiyatrolar, oyun hamurları, kâğıt ve renkli kalemler. Zor deneyimler ve durumlar tekrar canlandırılır ya da figürlerle ve resimlerle ortaya konur. Çocuklar bu sayede negatif duygularını yeniden yaşarlar ve terapistin yardımıyla üzerinde çalışma şansı bulurlar. 5 yaşından büyük çocuklara, psikoterapi temelli oyun terapisi, anne-babanın ölümü, boşanma ve cinsel istismar gibi ağır deneyimler geçiren çocuklara yardımcı olur.

 

Ülkemizde pek çok terapist oyunu çocuklarla çalışırken kullanmaktadır. Ancak uygulamaların tamamını oyun terapisi olarak adlandırmak güçtür. Oyun terapisinin bu alanda eğitimlerini tamamlamış uzmanlar tarafından uygulandığı sayılı terapi merkezi vardır.

Neden çocuklara oyun terapisi?

Çocuklar oynamayı severler. Çocuklar duygularını büyükler gibi anlamlandıramadıkları gibi, duyguları hakkında büyükler gibi de konuşamazlar. Bu yüzden büyüklerle yapılan terapi şekli çocuklara uymaz. Oyun çocuklar için terapi anlamında kullanıldığında çocuk yaşadıklarını ve duygularını ifade etme ortamı bulur. Çocuklar oyun sırasında yaşadıklarının bir parçası olarak davranışlarını etkileyen kızgınlıklarını, korkularını, üzüntülerini, hayal kırıklıklarını yeniden yaratırlar. Oyun terapisinin avantajı, çocukların gelişimlerine uygun terapisel oyunu oluşturabilmelerindendir. Terapist ile çocuğun kurduğu terapisel ilişki ise, çocukların yaşadıkları stresli yoğun duygusal tecrübeyi yansıtan oyunu yarattıklarında kendilerini güvenli hissetmelerini sağlayan olan en önemli unsurdur.

 

Oyun terapisinde ne olur?

 

Oyun terapisi yardımıyla çocuklar içsel dünyalarında mücadele ettikleri duygusal olaylarını bir araya toplayan oyun yaratabilirler. Bu tecrübeleri genelde çocuk sözel olarak dışa vuramaz. Çocuk yaratacağı oyuna uygun duygusal sorunlarını yansıtan oyuncakları seçer ve oyununu yaratır. Bu ifade ile başlayan oyun, oyun ilerledikçe gelişir ve sorunla ilgili anlama ve rahatlık sağlayana kadar devam eder.

 

Oyun terapisi çocuğa nasıl yardımcı olur?

 

Oyun terapisi sürecinde çocuk olaylarla ilgili bakış açılarını, davranışlarını değiştirebilir ve başkaları ile ilişkilerinden haz alır hale gelir. Çocuk oyun sırasında hayal kırıklıkları yaşadıkları olayları yeniden yaratmakla oyun sırasında bu tecrübeleri değiştirme fırsatı bulur ve böylece hem oyun tecrübeleri hem de hayattaki ilişki alışverişlerinden zevk alır hale gelebilir.

 

Oyun terapisinin süreci nedir?

 

Oyun terapisinin süreci çocuğun geçmiş ve bugünde yaşadıkları olaylara yönelik çok çeşitli faktörlere bağlıdır. İki en önemli faktör, çocuğun gelişim olarak hangi gelişim çağında olduğu ve herhangi bir travma olduysa bu travmanın olduğu yaştır. Genellikle yaşanan olaydan sonra ne kadar çabuk terapiye gelinirse terapi süresi de o kadar kısa olur.

 

Oyun terapisi çocuğun evde oynadığı oyundan farklımıdır?

 

Evde ya da terapi de oyunun esas fonksiyonu aynı kalır. Çocuklar için oyun, bir anlamda yaşadığı dünyayı, insan ilişkilerini prova ettikleri doğal bir iletişim yoludur. Oyunun üç fonksiyonu vardır: İlk ikisi kavramsal ve fiziksel gelişim, diğeri ise duygusal dışavurum. Eğitimli bir oyun terapisti ile oyun duygusal amaca hizmet eder. Bu da çocuğun sağlığındaki dengede önemli rol oynar.

 

Anne babalar oyun terapisine katılabilir mi?

 

Oyun terapisinde ailenin katkısı en önemli unsurdur. Aile ile oyun terapisti arasındaki görüşme düzenli bir şekilde devam eder. Terapist uygun görürse kimi zaman aileyi de oyuna davet eder. Ayrıca terapist, ailelere çocuklarının terapi sırasındaki iyileşme süreçlerine yardımcı olacak ve terapi odası dışında uygulayabilecekleri tavsiyelerde bulunur.

 

Oyun terapisinin yardımcı olacağı psikolojik problemlerden bazıları neler olabilir?

 

PTSD (Post Travmatic Stress Disorder): Travma Sonrası Stres Bozukluğu
Anxiety: Anksiyete/Endişe
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite (aşırı hareketlilik) bozukluğu
Impulsiveness: Impulsivite/dürtüsellik
Okuma bozuklukları
Sosyal içe kapanıklılık
Güven eksikliği/depresyon
Sebebi anlaşılamayan baş ve karin ağrıları
Boşanma sonrası adaptasyon sorunları

Aile Eğitimi

Özel eğitim her şeyden önce ailenin yaşamının tam da içine girmiş olan bir durumdur. Özel eğitim ihtiyacı duyan bir çocuğa sahip olan ailelerimiz kendi çocuklarının eğitiminde en önemli rolü oynarlar. Çocukların daha iyi durumda olabilmesi ya da çok daha kötü hale gelmelerini engelleyebilme adına verilecek en ideal eğitim anlayışının içerisinde ailenin yeri ve yapması gerekenleri eksiksiz yerine getirmesi belki de en kritik konudur.

Kaç yaşında olursa olsun bir bireyin eğitiminde anne-babanın, çocukla yakından ilgilenen kişilerin ve öğretmenlerin eşgüdümlü çalışması önemlidir. Farklı özelliklere sahip çocuklar söz konusu olduğunda ise ev-okul paralelliğinin sağlanabilmesi, çeşitli becerilerin daha hızlı biçimde öğretilebilmesi ve öğretilen becerilerin farklı kişi/durum/ortamlara genelleştirilebilmesi açısından anne-baba ve öğretmenin işbirliği içinde çalışmalarının önemi daha fazla ortaya çıkmaktadır.

Çocuklarında gelişimsel yetersizlikler olduğunda aileler tüm aile bireylerini günlük yaşama katabilmek için pek çok normal etkinlikte uyarlama yapmak zorunda kalabilmektedirler. Böyle zamanlarda anne-babalar ve kardeşler çocukları için adeta birer öğretmen olmaktadırlar. Onlar, çocukları üzerinde etkili olabilecek durumları kestirebilmeleri nedeniyle, pekiştirme ve ceza tanımlarına uygun olarak, doğal olarak çocuklarını pekiştirebilen kişilerdir.

Seminer ve eğitimler aileyi bilgilendirme ile birlikte o güne kadar ailenin fark edemediği bazı sorunların ve çözümlerinin de gün yüzüne çıkarılmasını sağlayacaktır. Bu süreçle birlikte aile kendi çocuğunu daha da yakından tanıma şansına sahip olmuş olacak ve çocuğun neler yapıp neler yapamayacağının farkına vararak belki de çocuğunu yeniden keşfedecektir. Bu keşif en çok özel eğitim alan çocuğun kendini daha kolay ifade edebilmesine ve çocuğumuzu daha kolay anlayabilmemize sağlayacaktır.

    Özel eğitim aile ile başlar, aile ile var olur, ailede şekillenir. Bu yüzden etkili bir özel eğitimin en önemli yapı taşı ailedir.

Aile Eğitiminin Amaçları 

 

Aile eğitiminin amaçları aşağıdaki gibi sıralanabilir: 

a) Ailenin, çocuğun durumunun kabulünü sağlamak 

b) Ailenin, haklarını ve sorumluluklarını anlamasını sağlamak 

c) Aile ile iş birliği yapmak 

ç) Ailenin çocuğu ile ilgili programları evde uygulamasını sağlamak 

d) Aileyi diğer kaynaklar hakkında bilgilendirmek 

Aile eğitimi aşağıdaki ilkeler dikkate alınarak uygulanmalıdır: 

1. Aile eğitimi hizmetleri, her ailenin gereksinimleri ve tercihleri dikkate alınarak 

bireyselleştirilmelidir. Farklı aile hizmet türü ve düzey seçenekleri oluşturulmalıdır. 

2. Her ailenin ve her çocuğun güçlü yönleri vardır. Bu güçlü yönler ortaya çıkarılmaya 

çalışılmalıdır. 

3. Zihinsel yetersizliği olan bireylere yönelik eğitimlerde aile ile empati kurulup hizmet 

verildiğinde aile eğitimi daha verimli olur. 

Psikomotor Eğitimi

Çocuğun gelişiminde önemli bir yer tutan psikomotor gelişim, yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Psikomotor gelişim, bedenin ağırlıkça artması ve boyca uzamasının yanında bedeni oluşturan tüm alt sistemlerin de büyümesini ve olgunlaşmasını içerir. Bireyin sağlıklı olması, tüm alt sistemleri ile birlikte bedenin sağlıklı gelişmesine ve işlevlerini gereğince yapmasına bağlıdır. Fiziksel gelişini, bireyin, bedensel yapısı, sinir – kas işlevlerindeki değişim ve den­gelenme süreci ile ilgilidir Motor gelişim ise bireyin, organlarının işleyi­şini denetim altına almada gösterdiği becerikliliğin artmasıdır. Motor gelişimde duyum, sinir-kas sistemleri eşgüdüm içinde çalışırlar. Duyumla­rın gelişimi duyu organlarının görme, işitme, dokunma, tat, koku, ısı, acı gibi duyumları yeterli düzeyde alabilme gücüne ulaşmasıdır. Motor hareketlerin tümünde bedenin birkaç kısmı birlikte ve eşgüdüm halinde çalış­mak durumundadır. Bu eşgüdümün gelişimi, bedenin olgunluğuna ve alıştırmalara bağlıdır. Her motor hareket belirli bir güce gereksinim duyar. Gücün artması kemiklerin, kasların büyümesi, belli oranların değişimi, kısaca bedensel gelişim ile sıkı sıkıya bağlantılı olduğu için genellikle fiziksel gelişim ve motor gelişin birlikte incelenir. Motor gelişim bütün yaşam boyunca devam eden bir süreçtir; fiziksel değişim ve motor becerilerin kazanılması, dengelenmesi ve azalması sürecidir. Çeşitli sınıflandırmalar olmakla birlikte, motor gelişim, fiziksel yeteneklerin gelişimi ve hareket yeteneklerinin gelişimi olarak incelenebilir. Fiziksel beceriler, motor görevleri uygulayabilme kapasitesi ile ilgilidir ve fiziksel uygunluğun çeşitli bileşenlerinden oluşur (kas kuvveti, dayanıklılık, kalp-dolaşım sistemi dayanıklılığı, esneklik vb). Hareket becerileri (sürat, çeviklik, denge, koordinasyon, güç) ise çeşitli hareket kategorilerini sınıflandırmak için kullanılan geniş anlamlı bir terimdir.


Tanımı ve Önemi

Çocuk organizmasını, yetişkinden ayıran en önemli özellik, sürekli büyüme, gelişme ve değişme süreci içinde olmasıdır. Bu değişim süreci içerisinde çocuğun gelişimi, görünür ve görünmez büyümeyi içerir. Görünür büyüme, bedenin boyutlarında, biçiminde ve oranındaki değişmedir. Görünmez büyüme ise iç organlarda meydana gelen değişmedir. İşte bu görünür gelişimlerden bir tanesi mtor gelişimdir.
Motor kelimesi tek başına “hareket” anlamına gelir. Yetişkinler gibi çocuğun da hareket etmeye ihtiyacı vardır. Çocuk doğduğu günden itibaren bu ihtiyacını gidermek için, yattığı yerden başını kaldırma, göğsünü kaldırma, ellerini, kolla­rını, bacaklarını hareket ettirme, dönme, emekleme gibi davranışları kazanır. Düşünülmeden, bağımsız olarak yapılan bu ilk hareketler daha sonra vücut hareketlerine, zamanla dış uyarıcıların kontrolü ile çeşitli motor etkinliklere dönüşür. Bireyin eklem, kas ve ses tellerini amaçlı olarak kullanmasına motor hareketler denir. Çocukların motor davranışlarının gelişimi refleksler, duruşa ait hareketler, yürüme, koşma, atlama gibi beceriler şeklinde olmaktadır.
Motor gelişim, fiziksel büyüme ve gelişme ile birlikte beyin – omurilik gelişimi sonucu organizmanın isteme bağlı olarak hareketlilik kazanmasıdır. Kilo artışı, boy uzaması ve kas gelişimine, diğer bir deyişle fiziksel gelişime paralel olarak hareket ve becerilerin kazanılmasında sinir sistemi ve kasların gelişimi önemli bir yer tutar. Bu becerilerin kazanılması doğum öncesi dönemde başlar ve ömür boyu devam eder.
Tüm çocukların motor gelişiminde üç genel kuraldan söz edilebilir. Bunlar şu şekilde sıralanabilir:
· Gelişim baştan ayağa doğru olup, önce baş, sonra omuzlar ve kollar ve nihayet bacaklar ve ayaklar gelişir.
· Hareketler merkezden dışa doğru gelişir. Beden ve omuz hareketleri bağımsız kol hareketlerinden, el hareketleri parmak hareketlerinden önce gelir.
· Motor gelişim belirgin bir sıra izler. Çocuk önce durur, emekler, yürür, daha sonra koşar ve oturur.
Çocuğun motor gelişimini bilmek onun eğitiminde de önemlidir. Bu durum motor gelişimde önemli olan olgunlaşma ve öğrenme ile açıklanabilir. Çocuğun yeni bir şey öğrenmesi için yeterli olgunlukta olması gerekir. Bu noktada çocuğun eğitiminde de motor gelişim göz ardı edilemez.

PSİKİMOTOR GELİŞİM BASAMAKLARI
İlk 3 ay içinde
Gözleri ile hareket eden şekilleri takip edebilir ,kucağa alındığında kafasını dik tutabilir, yüz üstü yatarken kafasını bir miktar yukarı kaldırabilir ve yanlara çevirmeye çalışır, kollarını hareket ettirebilir,ellerini yumruk haline getirebilir.
3-6 ay
Nesne ve oyuncakları yakalamaya çalışır onlara uzanmaya çalışır , eline aldığı nesneleri ağzına götürmeye çalışır, hoşuna giden nesnelere uzanmaya çalışır. Kafasını yüz üstü yatarken tam dik kaldırabilir. Kafasını tutabilir.
6-12 ay
Oturabilir, emekleyebilir, tutunarak ayağa kalkabilir, 12. ayın sonuna doğru ayakta çok kısa süreli durabilir,ayakta tutulduğunda ayaklarını hareket ettirir, ufak eşyaları ve oyuncakları iterek yuvarlayabilir, elleri arasında oyuncak geçişi yapabilir, sırt üstü yatarken düz dönebilir, işaret parmağı ile nesneleri gösterebilir.
12-18 ay
Yürür , elinden tutulduğunda merdiven tırmanır,ayakta iken çömelebilir,ayağı ile topa vurabilir,yere doğru eğilir , destekle zıplayabilir, kaşığı rahatlıkla tutabilir.
18-24 ay
Kapıyı açabilir, kendi başına merdivenden inip çıkabilir, bir elini daha çok kullanmaya başlar, oyuncaklarıyla oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir (2-3 küpten kule yapabilir).
2-3 yaş
Düşmeden koşabilir, bazı çizgileri taklit eder , merdivenden rahatlıkla kendi başına inip çıkabilir, oyuncaklarıyla oynarken el becerilerini rahatlıkla kullanabilir,düğmesini açabilir,üç tekerlekli bisikleti sürebilir,tek ayak üstünde kısa bir süre durabilir,bir bardak suyu taşıyabilir,yürürken engelleri adım atarak rahatlıkla geçer, rahatlıkla çömelip kalkabilir, geri geri yürüyebilir.
3-4 yaş
Tek ayağı üzerinde uzun süre durabilir,ayakkabısını giyer,kendini doyurabilir,düz çizgi çizebilir,iki ayakla 40 cm sıçrayabilir,takla atabilir,yardımsız kaydıraktan kayabilir, çömelip kalkma hareketini rahatlıkla yapabilir,tek ayakla sıçrayabilir, müzikle beraber tempo tutar , zıplayan topu eliyle tutar, şekilleri boyar , 3-4 renk eşleştirebilir, aynı kartları eşleştirebilir.

PSİKOMOTOR GELİŞİMİN İLKELERİ

İnsan gelişimi önceden kestirilebilen düzenli bir sıra izler motor gelişimi etkileyen birçok biyolojik faktör bu önceden kestirilebilen düzenden ortaya çıkmıştır.

1. Gelişimin Yönü

Motor gelişim düzenli bir sıra izler. Baştan ayağa ve merkezden dışa doğru gelişir. Kas kontrolünün gelişimi baştan ayağa sıra izler. Örneğin fötal dönemde önce başın formu oluşur. Ellerin formu, ayaklardan önce oluşur. Okul öncesi çocukların alt ekstremiteleri kullanma becerisi, üst ekstremiteleri kullanma becerisinden daha düşük düzeydedir. Bu da, cephalo-caudal (baştan ayağa) gelişiminin tamamlanmamasından kaynaklanmaktadır.
Gelişimin ikinci yönü, proximo-distal (merkezden dışa) gelişimdir. Proximo-distal gelişim, çocuğun kaslarını merkezden en uzak noktalara doğru kontrol alındığını ifade eder. Örneğin, el bileği, el ve parmaklardan daha önce kontrol kazanır.

2. Büyüme Hızı

Çocukların büyüme derecesi karakteristik modeller şeklindedir ve evrenseldir. Büyüme, dış etkenlere direnç gösterir. Hatta henüz açıklanamamış nedenlerle kendi kendine düzeltme yöntemiyle hastalık gibi nedenlere bağlı görülen büyüme duraklaması durumunda çocuğun yaşıtlarının düzeyine gelmesini sağlar. Örneğin, şiddetli bir hastalık çocuğun boy, kilo ve hareket yeteneğini kazanmasını geciktirse de çocuk hastalıktan sonra kendi büyüme örneğine dönebilecektir. Aynı durum, düşük doğum ağırlıklı bebeklerde görülür. Düşük doğum ağırlıklı bebek (2500 gramın altındaki bebekler), birkaç yıl içinde yaşıtlarının büyüme derecesini yakalar. Bu bilgiler ışığında, daha sonraki boy, kilo ve motor gelişimini tahmin etmek için 2 yaştan önceki ölçümlerden yararlanmanın mümkün olmadığını söyleyebiliriz. Başka bir deyişle 2 yaş öncesi ölçümler (boy, kilo, motor gelişim) yetişkinlik ölçümleri için sağlıklı bilgi vermemektedir.

3. Farklılaşma ve Bütünleşme

Çocuğun motor gelişimi sinir kas sistemi açısından incelendiğinde, motor davranışların koordineli, ancak, karmaşık bir şekilde ilerlediği ve olgunlaşma ile ilgili olduğu görülmektedir. Bebeklik döneminin hareket kalıplarından çocuk ve gençlerin daha fonksiyonel ve daha becerili hareketleri doğru derece derece ilerlemeleri “farklılaşma” olarak isimlendirilmektedir.
Bütünleşme çeşitli kas grupları ve duyu sistemlerini koordineli olarak birbirleri ile etkileşim içinde olmalarını ifade eder.
Kısaca, olgunlaşmadan dolayı, çocuğun hareket modellerinin kabadan inceye doğru derece derece ilerlemesi farklılaşma, kas grupları ile duyu sistemlerinin beraber ve uyumlu olarak çalışması ise bütünleşme olarak tanımlanmaktadır.

4. Kritik Dönem Kavramı

Kritik veya hassas dönem kavramı, çevresel etkenlerin gelişimi nasıl engellediğini anlamamız açısından büyük önem taşır. İnsan yavrusunun oluşması sırasında her organ, organ sistemi ve anatomik yapı belirli yönlerini sabit zamanlarda geliştirirler. Eğer bu dönemde dışarıdan bir etki olursa gelişim süreci bozulabilir. Yaşamın hiçbir döneminde ve hiçbir şekilde telafi edilemeyeceği için hasar süreklidir. Örneğin, prenatal (doğum öncesi) dönemde beynin oluşması sırasında dışarıdan yapılan bir etki (radyasyon, alkol, kimyevi maddeler) kalıcı hasar nedenidir.

5. Bireysel Farklılıklar

Gelişim, kalıtsal ve çevresel etkenlerin etkisi altındadır. Her çocuk, kendi gelişim çizgisinde önceden belirlenmiş sırayı izleyerek ilerler. Normal çocuklar, gelişme hızlarında büyük farklılıklar gösterirler. Yaş ile açıklanamayan davranış farklılıkları kalıtım, deneyim, eğitim, sosyalleşme gibi kavramlarla açıklanmaktadır. Gelişimsel çalışmalarda yürümenin, tuvalet eğitiminin, konuşmaya başlama gibi özelliklerin ortalama kazanılma yaşı saptanmaya çalışılmıştır. Genelde, 6 aydan bir yıla kadar ortaya çıkan motor yetenek sayısında, bireysel farklılıklar görülmektedir. Bu bireysel farklılıklar, bazı çocukların yeni becerileri öğrenmeye neden hazır olup olmadıklarını açıklamaya yardım eder.

6. Beden Ölçüleri

1-5 yaş çocuklarının hareket kapasitesini ve potansiyelini beden yapısına, kas yapısına ve duruşa ait değişmeler etkilemektedirler. Yaşamın iki ve üçüncü yılında dizleri bükerek ve bacakları yanlara açarak yürümede belirgin değişmeler olur. Beşinci yılda düzgün yürüme görülür. Birinci yaştan beşinci yaşa doğru beden ağırlığında ve uzunluğunda önemli artış olur. Uzun kemikler ve gövde gelişir. Genelde kızlar oğlanlardan daha çabuk olgunlaşırlar. Kızların kol ve bacaları daha uzundur.
Waller, beden yapısının motor yeterlilikle ilişkili olduğunu belirtmiştir. Büyümeye, yapıya ve duruşa ait değişiklikler performansı belirli derecede etkiler. Başın vücuda oranının küçülmesi çocuğun denge işlemindeki performansını olumlu yönde etkiler.

7. Filogeni ve Ontogeni

Bebeklerin birçok temel yetenekleri ve küçük çocukların temel hareket yetenekleri, filogenetik becerileri olarak düşünülmektedir. Filogenetik beceriler;
· Kendiliğinden otomatik olarak ortaya çıkarlar.
· Önceden saptanmış bir sıra içinde olgunlaşma süreci içinde gözlenebilirler.
· Filogenetik beceriler, çevresel etkenlere direnç gösterirler. Temel el becerilerinin ( tutma, bırakma), büyük kas kontrolünün ve temel lokomotor yeteneklerin ( yürüme, koşma, atlama v.s.) kazanılması filogenetik becerilere gösterilen örnekler arasında sayılmaktadır.
Ontogenetik Beceriler ise, öncelikle öğrenme ve çevresel fırsatlara bağımlıdırlar. Örneğin, yüzme, bisiklete binme, buz pateni, tenis gibi beceriler, kendiliklerinde ortaya çıkmadıkları ve bireysel çalışma gerektirdikleri için ontogenetik beceriler olarak adlandırılırlar.

Günlük Hayat Becerileri

Günlük yaşam becerilerin temel amacı bireyin kendi kendine yetmesini ve başkasına fazla ihtiyaç duymadan ayakları üzerinde durabilmesini sağlamaktır.
İnsan sosyal bir varlıktır. Diğer canlıların ebeveynlerine bağımlılık süresi çok kısa olmasına karşın, insanın bağımlılığı yıllarca devam eder. Çocuk büyüdükçe, ebeveyni ve diğer birçok insan tarafından temel yaşam becerileri kazandırılarak yaşama hazırlanır.

Günlük yaşam becerilerinin öğretilmesindeki temel amaç, bireyin başkalarına olan bağımlılık düzeyini azaltmak ve bağımsızlığını arttırmaktır. Bir başka söyleyişle, bireyin kendi kendine yetmesini ve başkasına fazla ihtiyaç duymadan ayakları üzerinde durabilmesini sağlamaktır.

Normal çocuklar, öz bakım ve günlük yaşam becerilerini zihinsel gelişim düzeylerine, bedensel olgunluklarına ve ebeveynlerinin bu yöndeki destek yoğunluğuna paralel olarak kazanırlar. Çocuğun becerileri kazanması iki biçimde gerçekleşir: Birincisi, çocuğun yetişkinleri gözlemleyerek onları model almasıyla olur; ikincisi ise yetişkinlerin çocuğa doğrudan destek vermesi sonucu gerçekleşir. Şımartılmış ve öz bakıma ilişkin bütün gereksinimleri annesi tarafından karşılanan çocuklar, bazen 6–7 yaşlarına geldikleri halde ayakkabılarını, çoraplarını ve diğer birçok giysisini giyememekte, tuvalet temizliğini yapamamaktadır. Bu durum çocukların özgüvenini, benlik gelişimini olumsuz etkilemekte ve anneye bağımlılık süresini uzatmaktadır. Oysa çocuk, annenin desteğiyle 3 yaşına geldiğinde birçok öz bakım becerisini bağımsız veya az yardımla gerçekleştirebilir.
Özel gereksinimli çocuklar sistematik öğretim uygulamaları olmadan öz bakım ve günlük yaşam becerilerini ya çok geç öğrenmekte veya hiç öğrenememektedirler. Çünkü bu çocukların öğrenme motivasyonları oldukça düşüktür, ayrıca bedensel ve zihinsel gelişimleri, bu becerileri yapabilecek seviyeye ulaşamamaktadır. Örneğin, çocuğun basit bir beceriyi yapabilmesi için öncelikle psikomotor gelişimi ile el-göz koordinasyonunun söz konusu beceriye uygun olması gerekir. Ayrıca çocuk, basit yönergeleri anlamalı, varlıklar arasındaki farklılık ve benzerlikleri kısmen de olsa algılamalı ve bir başkasını taklit edebilmelidir.

Normal gelişim gösteren çocuklar gelişim düzeyine uygun olarak yetişkinleri taklit eder veya etmeye çalışır. Örneğin, annesi tarafından kaşıkla yemek yedirilen çocuk, bir süre sonra ısrarla kaşığı annesinin elinden alarak bağımsız olarak yiyecekleri yemeğe çalışır. Anne, buna izin verdikçe çocuk bir süre sonra bu beceriyi kısmen veya tamamen kazanır. Diğer becerilerin öğrenim süreci de aşağı-yukarı böyledir. Özel eğitime gereksinimi olan çocuklar, bu bağlamda yeterli motivasyona sahip olmadıkları için, birçok beceriyi zamanında kazanamamaktadırlar. Bazı ebeveynler, çocuğunun öz bakım ihtiyaçlarını yıllarca kendileri yerine getirirler. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi çocuğun yapamayacağına olan inanç, diğeri ise çocuğa becerinin nasıl kazandırılacağına ilişkin yeterli bilgi ve deneyime sahip olunamamasıdır.

Özel eğitime gereksinimi olan çocuklara zamanında birçok günlük yaşam becerisi kazandırılabilir. Önemli olan doğru zamanda ve doğru yöntemle işe başlamaktır. Bunun için aile-eğitimci işbirliği çok önemlidir. Günlük Yaşam becerileri öğretilirken, motor gelişim ve diğer birçok gelişim alanını da destekleyici çalışmalar birlikte yapılmalıdır.Günlük yaşam becerileri, çocuk için hayati önem taşır ve birçok açıdan fayda sağlar. Öncelikle çocuğun bağımlılığını azaltır ve bağımsızlığını arttırır. Temel öz bakım becerilerini kazanan birey, başkasına ihtiyaç duymadan elini yüzünü yıkar, yemeğini yer, giyinir, tuvaletini yapar. Ayrıca ailenin üzerindeki yük de büyük oranda azalır. Böylece aile, özellikle çocuğun bakımını üstlenen bireyler, kendilerine daha fazla zaman ayırarak sosyal ilişkilerini artırırlar; arkadaş ve dostlarıyla daha sık bir araya gelirler, sosyal etkinliklere daha çok katılırlar. Dolayısıyla ailenin de sosyal kabul düzeyi artar. Çünkü altını kirleten veya yemek yerken yiyecekleri üstüne ve etrafa döken bir çocuğu, pek kimse gönül rahatlığıyla evine misafir olarak kabul etmek istemez. Çocuğunun bu yersizliklerinden dolayı anne babalar, sosyal ilişkilerini sınırlandırmak zorunda kalırlar. Bu durum bir yönüyle ailenin ruh sağlığı açısından da önemli bir risk faktörü olarak öne çıkar.

Günlük yaşam becerilerini kazanmış çocuk, daha fazla sosyal kabul görür. Bu yöndeki yeterlilik, çocuğa diğer birçok gelişim alanını destekleyici yolu açar. Üstü-başı kirli olan çocuk, hem okul arkadaşları tarafından dışlanabilir, hem de eğitimcinin kendisine çok sıcak bakmamasına neden olabilir.Kendi başına yemeğini yiyen, elini-yüzünü yıkayan, tuvalet temizliğini yapan, giysilerini giyen çocuğun öz güveni artar. Bu da akademik başarısını, sosyal ilişkilerini, ruh sağlığını, iletişim becerilerini ve diğer gelişim alanlarını olumlu etkiler.İçerik

Okuma Yazma Eğitimi

Genel olarak öğretmenler anne babalar ve toplum okuma yazmaya büyük önem verir. Okuma yazma bilmemek günümüzde büyük bir kusur olarak değerlendirilir. Bu beceri normal gelişim gösteren çocuklarda olduğu gibi, farklı gelişen  çocuklar içinde büyük önem taşımaktadır. Bunun nedeni , özel gereksinimli çocukların okuma yazma bilmesinin, bağımsız yaşam açısından önemli bir basamak olmasıdır. Peki nedir okuma yazma?  Okuma – yazmayı akademik olarak tanımlamak gerekirse

“ sembolleri kullanarak iletişim kurma ve sembollerden anlam çıkarmadır.” diyebiliriz.  Tanımından da anlaşılacağı üzere okuma yazma eğitimine geçmeden önce çocuk sembolik işlemleri yapabilecek seviyeyi tamamladıktan sonra  geldikten sonra okuma yazma eğitimine başlanmalıdır.

Genel olarak anne- babalar eğitimde okuma yazma sürecine gelindiğinde çok heyecanlanır.  Kısa vadede çok büyük sonuçlar beklerler. Burada unutulmaması gereken en önemli şey, normal gelişim gösteren çocuklarda bile eğitim-öğretimin en sancılı olduğu bu dönemde sabırlı olmaktır. Düşülen diğer hataların başında da çocuğu okuma yazma eğitimi alan diğer çocuklarla kıyaslamak gelmektedir. Ailelerin “hadi çocuğum bak filancanın çocuğu okuyormuş,sende öğren” şeklinde yaklaşımları, başka çocuklara yetiştirebilmek için aşırı ders çalışma saatleri ve zorlamalar, çocuklarda başarısızlık duygusunu güdülemekten ve okuma yazma eğitimine karşı soğutup,bıktırmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Unutmamalıyız ki tüm bireyler kendi doğasında farklılıklar gösterir ve herkesin bu farklılıkların doğrultusunda farklı öğrenme hızları ve sitilleri vardır. Okuma yazma eğitimine başlamadan önce çocuğu çok iyi gözlemlemeli, eğitimcilerini ilgi alanları hakkında bilgilendirmeliyiz. Çocuğun kendini mutlu hissettiği ve eğlendiği ortamlarda öğrenme kalitesi de yükselecektir.

Özel eğitimde okuma-yazma eğitimine başlamadan önce dikkat edilmesi  gereken iki önemli husus vardır.  Bunların birincisi  “çocuğun özür grubu nedir? Nasıl bir okul yaşantısı olacaktır?”. Öğrenci down sendromlu, otizmli, yoksa gelişim geriliği veya özel öğrenme güçlüğü olan biri mi? Ona en uygun kullanılması gereken yöntem nedir? Akranlarıyla birlikte kaynaştırma eğitimimi alacak, özel alt sınıfa mı gidecek yoksa sadece rehabilitasyon desteğimi alacak?  Dikkat edilmesi gereken ikinci önemli nokta ise çocuğun yeterli hazır bulunuşluk düzeyinde olmasıdır. Yeterli hazır bulunuşluk düzeyinde bulunan çocuğun okuma yazma süreci için gerekli bazı önkoşul becerileri yerine getirmesi gerekmektedir. Peki nedir bu ön koşul beceriler? Bunları 9 ana madde altında toplayabiliriz.

Özel gereksinimli çocuklarda okuma yazma eğitimi için sahip olunması gereken ön koşul beceriler

Genel bilgi dağarcığı (meyveler,sebzeler,taşıtlar,hayvanlar,sayılar,meslekler,eylemler,geometrik şekiller,zıt kavramlar)
Görme ( aynı olanı bulma,farklı olanı bulma,eksik tamamlama; resim,renk,sayı,harf,eşleme)
İşitme  ( ses taklidi, senin yönünü bulma, gözü kapalı çıkan sesi tahmin etme,dinleme,dinlediği ile igili sorulara cevap verme)
Konuşma ( kendini ifade edebilme,ailesini tanıtma,sorulan sorulara cevap verme)
Kas gelişimi ( kaba ve ince motor beceriler,top tutma kağıt yırtma,hamurla oynama,ipe boncuk dizme vb)
Sosyal ve duygusal uyum ( yeterli hazır bulunuşluk düzeyinde olması)
Dinleme
Kalem tutma
El-göz koordinasyonudur( parmak takibi yapabilme, sınırlı alan boyama,çizgi çalışmalarını yapabilme)
 

Gerekli ön koşul beceriler kazandırıldıktan sonra öğretim yapılacak yöntem belirlenmelidir. İlk başta da söylediğim gibi okuma yazma süreci eğitimde sancılı bir süreçtir fakat doğru yöntem teknikle çalışıldığı takdirde bu süreç öğrencinin çalışmaktan zevk alacağı eğlenceli bir süreç haline gelir. Eğitimcinin çocuk için en uygun yöntemi belirleyebilmesi için mevcut yöntemleri bilmesi gerekmektedir.

Okuma-yazma eğitiminde kullanılan yöntemler;

1. Metin yöntemi(Üstün zekalı bireyler için): Paragraf bütün halinde verilir. Sonra cümle-kelime-hece ve seslere ayrılır. bütünden parçaya gitme

2. Harf yöntemi(Otizmli bireyler için): Harflerin okunuşu öğretilir.( Daha doğrusu otizmi olan birey harflerin okunuşunu ezberler. Örnek: ba-ca-ka-pı…) Sonra bu heceler birleştirilerek yeni kelime ve cümleler oluşturulur.

3. Ses yöntemi (Hafif veya ortaya yakın hafif düzeyde zihinsel yetersizliği olan bireyler için): Harflerin okunuşu esas alınmıştır. Bildiğiniz gibi şu anda devlet okullarında uygulanan bir yöntemdir.Sesler gruplara ayrılmış ve  guruptaki ses sırası takip edilerek yeni yeni kelimeler türetilmiştir.

• Şöyle ki:
Birinci Grup    : e,l,a,t

İkinci Grup      : i,n,o,r,m

Üçüncü Grup   : u,k,ı,y,s,d

Dördüncü Grup: ö,b,ü,ş,z,ç

Beşinci Grup    : g,c,p,h

Altıncı Grup     : ğ,v,f,j

Ses yöntemindeki bu sıralamanın özel gereksinimli bireyler için uygunluğu kısmen tartışılmaktadır. Şu asla unutulmamalıdır ki özel eğitime muhtaç bireylerde hangi yöntem uygulanırsa uygulansın  olabildiğine sade ve anlaşılır olmalıdır. Bu nedenle özel eğitime muhtaç bireylere önce sesli harflerin okunuşu öğretilmeli sonrada öğrenilen bu sesli harfler, sessiz harflerin okunuşuyla birleştirilerek hece kelime ve cümleler oluşturulmalıdır.Deneyimlerimiz sonucu çıkan en uygun sıra:
Birinci Grup:  a,e,ı,o,u,i,ö,ü
İkinci Grup  : l-m-t-n-s-k-r-f-y-z-v-b-c-d-p-h-ş-ç-g-j-ğ

Ses yöntemini kullanacak eğitimcilerin dikkat etmesi gereken bazı hususlar bulunmaktadır. Örneğin eğitimci asla öğrenmediği sesle ilgili hece ve kelimeler kullanmamalıdır. Bu öğrencinin kafasını karıştırır. Sesli harflerin öğretiminde ı ile i,  o ile ö, u ile ü peş peşe öğretilmemelidir. Sesi tanıma, okuma gerçekleştikten sonra yazı çalışmaları yapılmalıdır. Eğer öğrenci el yazısı ile zorlanıyor ise asla buna zorlanmamalı, okul yaşantısı varsa özel eğitim öğretmeni ve okul öğretmeni mutlaka irtibat halinde olmalıdır.

Okuma yazma öğretim süreci

Bu süreci  6 evrede inceleyebiliriz;

Hazırlık evresi : öğrencinin okuma yazma eğitimine hazırlandığı,yazımızın başında bahsettiğimiz ön koşul becerilerin kazandırıldığı evredir. Öğrenci gerekli ön koşul becerileri kazandıktan sonra ses evresine geçilir.
Ses evresi: Bu evrede sesler tanıtılır. öğrencinin farklı hecelerlerdeki aynı sesleri sezmesi, hece çalışmasına geçmek için iyi bir ölçüttür. Sonrasında hece öğretimine geçilir.
Hece evresi: öğrenilen seslerle önce iki hece, sonra üç hecelerin oluşturulduğu evredir.
Sözcük evresi: hecelerin birleştirilip yeni kelimelerin oluşturulduğu evredir. Öğrenilen seslerle hecelerin birleştiriliminden oluşan kelimelerin, resimlerini gösterip okutup yazdırmak görsel destek sebebiyle daha etkili olacaktır.
Cümle evresi: kelimelerden cümle oluşturma evresidir. Bu evrede öğrendiği kelimler karışık gruplar halinde verilip anlamlı cümle oluşturması istenilebilir. Bu noktada önemli olan basitten karmaşığa gitmek ve her zaman öğrencinin yapabileceği etkinliklerden başlayıp dersi yine yapabildiği etkinliklerle tamamlamaktır.
Serbest metin evresi: Metin okuma ve yazmanın gerçekleştiği, okuduğu metinle ilgili sorulara cevap verebildiği,söylenen metni yazabildiği evredir. Bu evrede başarı güdüsünün tatmin edilmesi çok önemlidir. Hecelere ayırarak okuma, son sözcüğü veya heceyi tekrar etme gibi davranışlar olabilir. Bu tip durumlarda öğrenciye daha hızlı ve akıcı okumasıyla ilgili komutları verirken bunların teşvik edici olmasına dikkat etmeliyiz.
Okuma yazma öğretiminde oyunlar

Unutulmamalıdır ki çocuğun yaşantısında oyun büyük bir yer tutar. Bir çok kavram oyun yoluyla daha hızlı öğrenilmektedir.  Aynı şekilde okuma yazma çalışmaları yaparken de oyunlardan faydalanılabilir.Öğretilen cümle kelime hecelerin unutulmasını önlemek için bol bol tekrar yapılması gerekmektedir.Oyun yoluyla bu tekrarların zevkli hale gelmesi sağlanabilir.İlk okuma yazma öğretiminde kullanılabilecek önerebileceğim oyunlardan birkaç örnek aşağıda yer almaktadır.

1)Balon Şişirme Oyunu:
Balonlar alınır ve bu balonların üzerine öğrenilen kelime,hece yada cümleler yazılır.Bu heceler yan yana getirilerek anlamlı kelimeler yaptırılır.

2) Numarayı Bul Oyunu:
Kartona 10 tane kutu çizilerek bunlara bir numara verilir. Bu kutuların içine farklı kelimeler yazılır.Öğretmen tarafından bir numara söylenir ve öğrenci tarafından o kutudaki kelimeyi bulması istenir,okutulur ve yazdırılır.

3) Kelime Piyangosu:
60-70 cm çapında ortasında kolayca dönebilen bir gösterge bulunan kartondan bir tablo hazırlanır. Bunun üzerine tekrar ettirilecek kelime yada hece tutturulur.Çocuk tablonun üzerindeki göstergeyi çevirir hangi kelime yada heceyi gösteriyorsa o kelime okutulur ve yazdırılır.

4) Hece Piyangosu:
Kelime piyangosu gibi mukavva üzerine yapılır. Göstergenin üzerine heceler ile birleştiği zaman kelime oluşturacak bir hece konur. Kenarlarına da kesilen heceler konur.Gösterge çevrildiğinde hangi heceyi gösteriyorsa iki hecenin oluşturduğu kelime okutulup yazdırılır.

5) Şans Oyunu:
bir torba içine kelime fişleri konur. Bu torbada bulunan kelimeler öğrenciye çektirilir.çekilen kelime okutulup yazdırılır.

Toparlamak gerekirse okuma – yazma öğretimi son derece önem taşıyan bir konudur. Tüm öğretimi yapılan davranışlarda olduğu gibi bu davranışın kazandırılmasında da, çocuğun bireysel farklılıklarını göz önünde bulundurarak  en uygun yöntem ve tekniklerin kullanılmasını, doğru zamanda doğru pekiştirenlerin verilmesini, çocuğun  eğitim ortamını sevmesini, öğrenmeden zevk almasını sağlamak  öğretim sürecini hızlandıracak,eğitimin kalitesini arttıracaktır.

Erken Tanılama Hizmetleri

Özel gereksinimi olan çocukların erken teşhisi ve tanısı günümüzde önemini kanıtlamış bir gerekliliktir. Çocuğun sorunu ne denli erken belirlenirse, gereksinimlerine uygun türde eğitim programına o kadar erken yaşta yerleştirilebilir. Erken dönemdeki eğitimin, özel gereksinimi olan çocukların genel gelişimlerini hızlandırdığı, bilişsel, sosyal ve dil becerilerini artırdığı, hatta fiziksel gelişimlerini bile farklılaştırdığı bilinmektedir. Böylece yaşamın ilk yıllarında verilen programlı ve sistematik bir destekle, çocukların tüm kapasiteleri ortaya çıkabilmekte ve temel eğitim için gerekli alt yapı hazırlanmış olmaktadır. Bebeklik ve ilk çocukluk dönemlerinde, çocukların bakım ve eğitimleri, büyük ölçüde ailede gerçekleşmektedir. Aileler, çocuklarında bir engel ya da risk olduğunu öğrendikleri zaman ne yapacaklarını bilememekte, çocuğun tanısı ile ilgili yoğun belirsizlik duyguları yaşamaktadırlar. Ayrıca çocuğun engelli olduğu tanısı ya da şüphesi ile karşılaştıklarında şok, üzüntü, suçluluk ve inkâr gibi birçok duyguyu yaşamakta, bir yandan da çocuğun gereksinimlerini karşılamaya ve bu yeni duruma uyum sağlamaya çalışmaktadır. Çocuk sahibi olmak birçok anne ve babalar için dünyanın en güzel olaylarından biridir. Birçok ebeveyn için bu sevindirici olay eğer yeni doğan çocuk engelliyse kâbusa dönüşebilmektedir. Yeni doğmuş bir bebeğin engeli ilk bakışta ve rutin olarak uygulanan testlerle tespit edilemeyebilir. Bu anlamda en çok iş ebeveyne düşmektedir.

Onlar çocuklarının gelişimini en yakından takip eden ve gören kişiler olarak çocuğun genel gelişiminde herhangi bir olumsuzluk olduğunda en yakın bir sağlık kuruluşuna giderek tanılamasını yaptırmaları gerekmektedir. Bu hem engelin erken tanılanmasına hem de akabinde gerekli özel eğitime erken başlanılmasına vesile olur. Bir çocuğun engelli olması doğum öncesi (akraba evliliği, alkol ve uyuşturucu kullanımı, doktor kontrolü olmadan ilaç kullanımı…), doğum anında(oksijensiz kalma, sezeryan doğum…) ve doğum sonrası(kazalar, hastalık, ateşli havale…) etmenlerden kaynaklanabilir. Erken müdahale, öğretme ve öğrenme deneyimleri sağlayarak çocuğun yeterliliklerinin arttırılması, sağaltım hizmetleri sunarak var olan problemin iyileştirilmesi, yetersizliklerin önlenmesi ve gerekirse eğitim araç-gereç desteklerinin sağlanmasını içerir. Erken müdahale, var olan hasarı ortadan kaldırmayı değil, mevcut işlevlerin kullanılabilmesini ve daha fazla kaybın ortaya çıkmasını önlemeyi amaçlar. Peki, özel eğitime ihtiyaç nasıl belirlenir? Özel eğitim ihtiyacı; tıbbi tanılama ve değerlendirme, gelişimsel ve eğitsel değerlendirmeler yapılarak belirlenir.

Üniversitelerin Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları, Çocuk Psikiyatrisi, Çocuk Nörolojisi, Gelişimsel Pediatri vb. bölüm ve kliniklerinde uzman hekimler, psikologlar, gelişim uzmanları ile yine üniversitelerin ilgili özel eğitim bölümleri ile alanda eğitim, uygulama ve çalışma yapan uzman kişi ve kurumlar tarafından, gelişimsel ve eğitsel değerlendirmeleri yapılarak özel eğitim ihtiyacına karar verilir. Ayrıca aileler,  bulundukları il/ilçelerdeki rehberlik ve araştırma merkezleri bünyesinde bu amaç doğrultusunda kurulan özel eğitim hizmetleri bölümüne, erken tanılanma ve yönlendirme için  başvurup, gerekli olan hizmetten yararlanabilirler. Çocuğun engeli erken tanı ve teşhisle belirlendikten sonra, uygun programlar vasıtasıyla, eğitimine başlanması ve gelişim alanlarının desteklenerek, normal gelişimine paralel olacak şekilde, açık kapatılmaya çalışılmalıdır. Engelli çocuklar genelde, akranlarının gelişim sürecinde doğal yollardan öğrendikleri becerilerin önemli bir bölümünü destek eğitimle kazanabilirler. Bu nedenle; engelli çocukların eğitiminde bilişsel, dil, psiko-sosyal ve motor gelişim alanlarının tümünü destekleyici etkinlikler, erken eğitim programlarının içerisinde yer alır.

Özel Eğitimde en temel amaç; birey için uzmanlar tarafından hazırlanan bireyselleştirilmiş eğitim planı ile bireyin kendi kendine yeterli hale gelmesini sağlamak ve topluma uyumuna yardımcı olmaktır. Var olan bir engeli tedavi ile tam olarak ortadan kaldırmak mümkün değildir. Yukarıda da belirtildiği üzere çocuğun gelişimini erken yaşta özel eğitimle genel anlamda destekleyerek toplumda yer ve meslek edinmesini ve istihdamını sağlamak için erken tanı ve erken yaşta eğitim temel taş görevi görmektedir. Bireyin ilerideki yaşamını en çok etkileyen ve belirleyen etken ise anne ve babaların desteğidir. Ailelerin katılımı çocuğun eğitim ve tedavisinde oldukça önemlidir.  Öncelikle çocuğun engelli olduğu aile tarafından kabul edilmelidir. Aile Kendisini ve engelli çocuğunu toplumdan soyutlamamalı. Ondan utanmamalı ve onu saklamamalıdır. Aile içi ilişkilerde birbirlerine destek olunmalıdır. Gerek engel konusunda, gerekse ne yapılması konusunda özenli ve doğru bilgiler edinilmelidir. Aileler engelli çocuklarının, tıbbi, mesleki, sosyal rehabilitasyonu ve eğitimini ihmal etmemelidir. Eğitime en erken yaşlarda başlanması için koşullarını zorlamalıdır. Anne babalar ancak bu yolla gelecekle ilgili kaygılarından kurtulabilirler.